AV. TANER ŞENTÜRK · HUKUKİ YAYIN

Türk Ceza Muhakemesinde Soruşturma Evresi

Türk Ceza Muhakemesinde Soruşturma Evresi; hukuki çerçevesi, uygulamadaki önemi ve güncel değerlendirmelerle Av. Taner Şentürk tarafından ele alınıyor.

· 38 dakika okuma · Av. Taner Şentürk

TÜRK CEZA MUHAKEMESİNDE
SORUŞTURMA EVRESİ

Şüphe Eşikleri, Delil Toplama, Koruma Tedbirleri, Savunma Güvenceleri,
Yargısal Denetim ve Dijital Delilin Yaşam Döngüsü

Av. Taner Şentürk

30 Ağustos 2026

Mevzuat • Anayasa Mahkemesi • Yargıtay • AİHM • Bilimsel Öğreti

ÖZET

Ceza soruşturması, devletin suçla mücadele yetkisinin en erken ve çoğu zaman en sert biçimde görünür hâle geldiği evredir. Bu evrede kişi hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet bulunmamasına rağmen yakalama, gözaltı, arama, elkoyma, iletişimin denetlenmesi ve tutuklama gibi ağır müdahaleler uygulanabilir. Bu nedenle soruşturmanın hukuka uygunluğunu yalnız “suçun aydınlatılması” sonucuyla ölçmek, ceza muhakemesinin anayasal mahiyetini eksik kavramak olur. Hukuka uygun soruşturma; doğru şüphe eşiğinin doğru işlem için aranmasını, kararın yetkili merci tarafından verilmesini, müdahalenin gerekli ve ölçülü olmasını, savunma ile mağdur haklarının gerçek anlamda kullanılabilmesini ve delilin elde edilmesinden imhasına kadar bütün sürecin denetlenebilir kalmasını gerektirir.1

Bu hususta kanaatim şudur: Türk ceza muhakemesi hukuku tek ve yeknesak bir “şüphe” kavramı üzerine kurulu değildir; müdahalenin ağırlığı arttıkça yükselen ve devlet kudretini kademeli biçimde sınırlayan bir eşikler sistemi benimser. Başlangıç şüphesi soruşturmayı harekete geçirebilir; arama için makul şüphe, iddianame için yeterli şüphe, tutuklama ve bazı gizli tedbirler için ise somut delillere dayanan kuvvetli şüphe aranır. Bu kademelenmeyi yalnız terminolojik bir tasnif olarak görmek kanaatimce ciddi bir yanılgıdır. Eşikler arasındaki fark, kişi özgürlüğü ve özel hayat alanına yönelen kamu gücünün hangi noktada durması gerektiğini belirleyen anayasal bir fren mekanizmasıdır.2; 3

Çalışmada Cumhuriyet savcısının objektif araştırma yükümlülüğü, adli kolluk ve sulh ceza hâkimliği arasındaki yetki ilişkisi, ihbar ve şikâyet, soruşturma yapılmasına yer olmadığı kararı, delil hukuku, ifade ve sorgu güvenceleri, bilirkişilik ve keşif, beden muayenesi ve moleküler genetik incelemeler, arama ve elkoyma, dijital materyaller, iletişimin denetlenmesi, yakalama–gözaltı–tutuklama, müdafi yardımından yararlanma, dosyaya erişim, gizlilik, lekelenmeme hakkı, mağdur hakları ve soruşturmanın sona erme biçimleri sistematik biçimde ele alınmaktadır. Son bölümde ise “eşik–yetki–güvence–gerekçe” yaklaşımı ile dijital ve biyometrik deliller bakımından “delil yaşam döngüsü” denetimi geliştirilmekte; soruşturmanın etkinliği ile temel haklara bağlılığın birbirinin karşıtı değil, birbirini tamamlayan unsurlar olduğu savunulmaktadır.

Anahtar Kelimeler: ceza muhakemesi; soruşturma; Cumhuriyet savcısı; şüphe dereceleri; koruma tedbirleri; müdafi; hukuka aykırı delil; dijital delil; tutuklama; iddianame; kovuşturmaya yer olmadığı kararı.

ABSTRACT

The investigation phase is the earliest stage at which the State’s power to respond to crime directly intersects with individual rights. Even before a final conviction exists, measures such as arrest, detention, search, seizure, interception of communications and pre-trial detention may profoundly affect liberty, privacy and reputation. For that reason, the legality and quality of an investigation cannot be assessed solely by whether evidence is found or a suspect is prosecuted. A lawful investigation requires the correct threshold of suspicion, a competent decision-maker, necessity and proportionality, effective defence and victim rights, and judicially reviewable handling of evidence throughout its entire lifecycle.

The central thesis of this article is that Turkish criminal procedure is structured around graduated thresholds rather than a single static concept of suspicion. Initial suspicion may justify opening an investigation; reasonable suspicion is required for search; sufficient suspicion for indictment; and strong suspicion based on concrete evidence for pre-trial detention and certain covert measures. The article also develops a threshold–authority–safeguard–reasoning model and argues that, particularly for digital and biometric evidence, collection, copying, classification, retention, reuse, sharing and destruction should all remain subject to fundamental-rights review.

Keywords: criminal procedure; investigation; public prosecutor; suspicion thresholds; coercive measures; defence rights; unlawfully obtained evidence; digital evidence; pre-trial detention; indictment; non-prosecution.

GİRİŞ: SORUŞTURMA, DEVLET KUDRETİNİN İLK SINAVI

Ceza muhakemesinde soruşturma evresi, çoğu zaman dosyanın “hazırlık” aşaması gibi görülür. Oysa insan hakları bakımından mesele bunun tersidir: Devletin birey üzerindeki en ağır müdahalelerinin önemli bir bölümü, henüz mahkeme önünde aleni bir yargılama başlamadan önce gerçekleşir. Bir kişinin evi aranabilir, telefonu incelenebilir, özel yazışmaları kopyalanabilir, özgürlüğü sınırlandırılabilir ve toplumsal itibarı “şüpheli” sıfatıyla zedelenebilir. Bu işlemlerin tümü, suçluluğu kesinleşmemiş bir kişi hakkında uygulanır. Bu nedenle soruşturma, yalnız suçun araştırıldığı değil; hukuk devletinin kendi sınırlarına sadık kalıp kalmadığının da sınandığı evredir.2

“Maddi gerçeğe ulaşma” ceza muhakemesinin meşru amaçlarından biridir; fakat bu amaç, yöntemlerin hukuka aykırılığını örten sihirli bir formül değildir. Bir delilin gerçeği gösteriyor olması, onun her yöntemle elde edilebileceği anlamına gelmez. Aynı şekilde güçlü bir suç şüphesi, devletin sınırsız müdahale yetkisine sahip olduğu sonucunu doğurmaz. Ceza muhakemesi, gerçeği hukukun içinde aramak zorundadır. Aksi hâlde soruşturma, hukuku uygulayan bir süreç olmaktan çıkarak sonucun aracı meşrulaştırdığı bir güç kullanımına dönüşür.14; 15

Bu çalışmanın temel yaklaşımı şudur: Soruşturmanın başarısı, “kaç tedbir uygulandı?” veya “ne kadar delil bulundu?” sorularıyla değil; doğru işlemin, doğru eşikle, doğru makam tarafından, doğru gerekçeyle ve etkili hak güvenceleri eşliğinde uygulanıp uygulanmadığıyla ölçülmelidir.

Bu bakımdan soruşturma hukukunun dili aslında “eşikler” dilidir. Suç işlendiği izlenimini veren bir olgu soruşturmayı başlatmaya yetebilir; fakat aynı olgu kişiyi tutuklamak için yeterli değildir. Bir evde delil bulunabileceğine ilişkin makul şüphe, iletişimin dinlenmesi için gereken kuvvetli şüphe ve ikincillik koşulunun yerine geçtiği anlamına gelmez. Bu ayrımların silinmesi, koruma tedbirlerini istisna olmaktan çıkarır ve “soruşturma açıldıysa her tedbir uygulanabilir” şeklindeki hukuken sakıncalı bir otomatiğe dönüşür.3; 9

İnceleme bu nedenle kurumları tek tek tanıtmakla yetinmemekte; her kurumun arkasındaki anayasal mantığı ortaya koymayı amaçlamaktadır. Mevzuat, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, AİHM ve bilimsel öğretideki kaynaklar birlikte değerlendirilmiş; normların lafzı ile uygulamadaki hak kaybı ihtimali arasındaki gerilim ayrıca yorumlanmıştır. Özellikle dijital delil bakımından yalnız “elde etme” anına kilitlenen klasik yaklaşımın yetersiz olduğu kanaatindeyim. Verinin kopyalanması, ayrıştırılması, sınıflandırılması, saklanması, başka dosyalarda kullanılması, üçüncü kişilerle paylaşılması ve nihayet imhası da temel hak denetiminin parçasıdır.1; 22; 44

I. SORUŞTURMANIN KAVRAMSAL ÇERÇEVESİ VE BAŞLANGICI

A. Soruşturmanın Başlangıç ve Bitiş Noktası

CMK m.2/1-e’ye göre soruşturma, kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evredir. Tanımın iki sonucu özellikle önemlidir. Birincisi, soruşturmanın başlaması mutlaka bir şikâyet dilekçesinin verilmesine bağlı değildir; yetkili makamın suç şüphesini hukuken dikkate almasını gerektiren bilgiyi öğrenmesi yeterlidir. İkincisi, iddianamenin düzenlenmesi tek başına soruşturmayı sona erdirmez; kovuşturma, iddianamenin mahkemece kabulüyle başlar.4

Bu ayrım teorik görünse de önemli pratik sonuçlar doğurur. İddianamenin düzenlenmesi ile kabulü arasındaki dönemde dosya henüz soruşturma evresindedir ve iddianamenin iadesi denetimi, savcılık faaliyetinin hukuka uygun ve yeterli bir soruşturma temeline dayanıp dayanmadığını sınayan ara mekanizmalardan biridir. Dolayısıyla soruşturma, yalnız “delil toplama” değil, toplanan delilin hangi hukuki sonuca bağlanacağının da şekillendiği bir karar evresidir.41

B. Başlangıç Şüphesi: Devleti Harekete Geçiren Fakat Sınırsız Yetki Vermeyen Eşik

CMK m.160 uyarınca Cumhuriyet savcısı, bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığını araştırmaya başlar. Buradaki eşik, mahkûmiyete yaklaşan bir ispat seviyesi değildir. Soruşturmanın doğası gereği başlangıçta birçok husus belirsizdir. Ancak belirsizlik, her soyut iddianın soruşturma konusu yapılabileceği anlamına da gelmez. Araştırılabilir nitelikte somut bir olgusal taban bulunması, kişinin ceza soruşturmasının damgalayıcı etkisine gereksiz yere maruz bırakılmasını önleyen ilk filtre işlevini görür.5

Bu noktada iki yanlış uçtan kaçınmak gerekir. İlki, “nasıl olsa soruşturma aşaması” denilerek tamamen soyut ihbarların kişileri şüpheli statüsüne sürüklemesidir. İkincisi ise soruşturma makamının henüz deliller toplanmadan, fiilen bir mahkeme gibi davranıp başlangıçta yüksek ispat araması ve araştırılabilir ciddi iddiaları kapatmasıdır. Başlangıç şüphesi tam da bu iki risk arasında denge kurar: soruşturmayı başlatmak için yeterince somut, mahkûmiyet için ise doğal olarak yetersiz bir ilk olgusal eşik.

C. İhbar, Şikâyet ve Soruşturma Yapılmasına Yer Olmadığı Kararı (SYOK)

CMK m.158, ihbar ve şikâyetin Cumhuriyet başsavcılığına veya kolluğa yapılmasını ve kanunda gösterilen diğer mercilere yapılan başvuruların yetkili başsavcılığa iletilmesini düzenler. Şikâyete bağlı suçlarda TCK m.73 uyarınca genel kural, fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren altı aylık şikâyet süresidir. Re’sen soruşturulan suçlarda ise mağdurun “şikâyetçi olmaması” soruşturma yapılmasına engel değildir; çünkü burada kamu düzenine ilişkin ceza soruşturması, bireyin iradesinden bağımsız biçimde yürütülebilir.6

CMK m.158/6’daki SYOK kurumu ise çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bu karar, dosyada araştırılabilir somut olgular bulunduğu hâlde soruşturma makamının kolaycı biçimde dosyayı kapatmasının aracı değildir. Fiilin suç oluşturmadığının herhangi bir araştırma yapılmasını gerektirmeksizin açıkça anlaşılması veya ihbar/şikâyetin soyut ve genel nitelikte kalması hâllerinde devreye giren bir ön filtre mekanizmasıdır. Lekelenmeme hakkı açısından önemli olan da budur: Hukuk devleti, her iddiayı otomatik biçimde bir kişiye yöneltilmiş ceza soruşturmasına dönüştürmemelidir; ancak araştırılabilir ciddi olguları da “soyut” etiketiyle geçiştirmemelidir.7

II. ŞÜPHE DERECELERİ: TEK BİR ŞÜPHE DEĞİL, KADEMELİ MÜDAHALE EŞİKLERİ

Türk ceza muhakemesinde “şüphe” tek bir yoğunluk derecesini ifade etmez. Kanun, farklı işlemler için farklı eşikler öngörür. Bunun temel sebebi basittir: Devletin müdahalesi ağırlaştıkça, müdahaleyi haklı kılan olgusal temel de güçlenmelidir. Soruşturma açılması ile bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması aynı ağırlıkta işlemler değildir; dolayısıyla aynı şüphe standardına bağlanmaları hukuk devleti mantığıyla bağdaşmaz.8; 9

Şüphe düzeyi

Tipik hukuki işlev

Örnek düzenleme

Açıklama ve pratik anlam

Başlangıç / basit şüphe

Soruşturmanın başlatılması

CMK m.160

Suç işlendiği izlenimini araştırmayı haklı kılan ilk olgusal eşiktir; kişiyi otomatik olarak ağır tedbirlere maruz bırakmaz.

Makul şüphe

Arama

CMK m.116

Aranan kişinin veya delilin belirli bir yerde bulunabileceğini objektif olarak makul kılan olgular aranır.

Yeterli şüphe

İddianame

CMK m.170/2

Toplanan delillerin kamu davası açılmasını haklı gösterecek yoğunluğa ulaşmasını ifade eder; mahkûmiyet kesinliği değildir.

Kuvvetli şüphe

Tutuklama ve bazı gizli/teknik tedbirler

CMK m.100, 135, 139, 140

Ağır temel hak müdahaleleri için kanunun aradığı yüksek olgusal eşiği ifade eder; ayrıca tedbire özgü neden ve güvenceler de aranır.

Bu tabloyu yalnız bir sınıflandırma olarak okumak eksik olur. Asıl mesele, eşikler arasında “otomatik geçiş” bulunmamasıdır. Soruşturmayı başlatmaya yetecek emarenin varlığı, arama için makul şüpheyi; makul şüphenin varlığı, tutuklama için kuvvetli şüpheyi; kuvvetli şüphenin varlığı da tek başına tutuklama nedenini oluşturmaz. Her tedbir kendi kanuni koşulları içinde ayrıca gerekçelendirilmelidir.9

A. Yeterli Şüphe ile Mahkûmiyet İçin İspat Arasındaki Fark

Yeterli şüphe, savcının “sanık kesin suçludur” sonucuna ulaştığı bir aşama değildir. İddianame bir mahkûmiyet hükmü değil, yargılama talebidir. Bununla birlikte iddianame de varsayıma dayanamaz. Toplanan delillerin olayla ve şüpheliyle bağlantısı, savunmayı mümkün kılacak açıklıkta ortaya konulmalı; suç isnadı soyut kanun maddesi tekrarından ibaret bırakılmamalıdır. Yeterli şüphe, bir yandan gereksiz davaları önleyen, diğer yandan kamu davası açılmasını gereken yerde geciktirmeyen bir ara ispat eşiğidir.8; 41

B. Kuvvetli Şüphe: Ağır Müdahale İçin Yüksek Eşik, Fakat Tek Başına Yeterli Değil

Kuvvetli şüphe, özellikle kişi özgürlüğü veya mahremiyet üzerinde ağır etki doğuran tedbirlerde karşımıza çıkar. Ancak “kuvvetli şüphe var” cümlesi, tutuklama veya gizli tedbir için tek başına yeterli bir gerekçe değildir. Tutuklamada ayrıca tutuklama nedeni ve ölçülülük; iletişimin denetlenmesinde başka suretle delil elde edilememesi; teknik tedbirlerde katalog suç, süre ve amaçla sınırlılık gibi ek koşullar aranır. Yani kuvvetli şüphe bir kapıyı açar; tedbirin bütün şartlarını ortadan kaldırmaz.23; 25

III. SORUŞTURMANIN MAKAMLARI: SAVCI, ADLİ KOLLUK VE YARGISAL DENETİM

A. Cumhuriyet Savcısının Konumu ve Objektif Araştırma Yükümlülüğü

Soruşturmanın hukuki sorumluluğu Cumhuriyet savcısındadır. CMK m.161 savcıya doğrudan veya adli kolluk aracılığıyla araştırma yapma, kamu görevlilerinden bilgi isteme ve gerekli soruşturma işlemlerini yürütme yetkisi tanır. Adli kolluk da adli görevlerinde Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda hareket eder. Bu yapı, soruşturmanın idarî bir polis faaliyeti değil, yargısal sonuca yönelen hukukî bir süreç olduğunu gösterir.10

Savcının en kritik yükümlülüklerinden biri CMK m.160/2’deki lehe ve aleyhe delilleri birlikte toplama ödevidir. Savcı, “suçlamanın avukatı” değildir. Elbette hâkim gibi tarafsız bir karar makamı da değildir; fakat soruşturma gücünü yalnız aleyhe veri üretmek üzere kullanması kanunun kurduğu objektif araştırma modeline aykırıdır. Bir alibi kaydının, kamera görüntüsünün, tanığın veya dijital verinin şüpheli lehine olabileceği somut biçimde ileri sürülmüşse, sırf suçlama teorisini zayıflatacağı için bu delilin araştırılmaması soruşturmanın güvenilirliğini sarsar.11

Soruşturmanın objektifliği, savcının “herkese eşit mesafede” soyut bir tarafsızlık göstermesinden çok daha somut bir yükümlülüktür: Aleyhe delil kadar lehe delilin de aranması, korunması ve kararda tartışılması gerekir.

B. Adli Kolluk: Delilin İlk Temas Noktasındaki Hukukî Sorumluluk

Adli kolluk, olay yeri, yakalama, ilk muhafaza işlemleri, tanıkların tespiti ve birçok delilin ilk kez elde edilmesi bakımından soruşturmanın fiilî ön cephesidir. Bu sebeple kolluk aşamasındaki hukuka aykırılıklar daha sonra “dosyada düzeltilebilecek basit hatalar” olarak görülmemelidir. Delilin kaynağının belirsizleşmesi, cihazın kopyasının bütünlüğünün korunmaması, aramanın sınırının aşılması veya ifade alma güvencelerinin ihlali, sonraki kovuşturmayı doğrudan etkileyebilir. Soruşturma kalitesi, en baştaki delil temasının hukukî disiplinine bağlıdır.10; 14

C. Sulh Ceza Hâkimliği ve “Gecikmesinde Sakınca Bulunan Hâl”

Temel haklara yoğun müdahale eden birçok tedbirin hâkim kararına bağlanması, yargısal denetimin sembolik değil yapısal bir güvence olduğunu gösterir. Kanunun bazı hâllerde Cumhuriyet savcısına geçici karar yetkisi tanıması, hâkim kararını gereksiz kılan paralel bir yol değildir. “Gecikmesinde sakınca bulunan hâl”, tedbirin amacının gecikme sebebiyle ciddi biçimde tehlikeye düşeceği istisnai durumlar için öngörülmüştür ve soyut kalıplarla gerekçelendirilemez.12

Bu kavramın geniş yorumlanması hâkim güvencesini tersine çevirir: Kural olan yargısal karar istisnaya, istisna olan savcılık yetkisi ise fiilî kurala dönüşebilir. Bu nedenle hem gecikme tehlikesinin hem de neden hâkim kararının beklenemediğinin somut olayla bağlantılı biçimde gösterilmesi gerekir. “Delillerin kaybolma ihtimali bulunmaktadır” gibi her dosyaya yazılabilecek standart bir cümle, gerçek bir yargısal denetimin yerini tutmaz.

D. Etkin Soruşturma Yükümlülüğü

Her soruşturmanın iddianameyle sonuçlanması gerekmez. Etkin soruşturma yükümlülüğü, “mutlaka birini suçlu bulma” yükümlülüğü değildir. Özellikle yaşam hakkı ve kötü muamele yasağına ilişkin savunulabilir iddialarda devletin görevi; delilleri zamanında toplamak, sorumluların belirlenmesine elverişli bir araştırma yürütmek, soruşturmayı gereken sürat ve özenle ilerletmek ve gerektiğinde resen harekete geçmektir. Sonucun garanti edilmesi değil, sürecin gerçeği ortaya çıkarmaya gerçekten elverişli olması aranır.13; 34

IV. DELİL TOPLAMA: MADDİ GERÇEK ARAYIŞININ HUKUKÎ SINIRLARI

A. “Delil Var mı?” Sorusundan Önce “Delil Hukuka Uygun mu?” Sorusu

Ceza muhakemesinde en tehlikeli kolaycılıklardan biri, elde edilmiş her bilginin “delil” sayılabileceği düşüncesidir. Anayasa m.38/6, kanuna aykırı elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini; CMK m.206/2-a hukuka aykırı delilin reddini; CMK m.217/2 ise yüklenen suçun ancak hukuka uygun biçimde elde edilmiş delillerle ispat edilebileceğini düzenler. Bu hükümler birlikte okunduğunda, delilin içeriği kadar elde edilme yönteminin de ceza muhakemesinin konusu olduğu açıkça görülür.14

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun hukuka aykırı arama kararları, bu ilkenin pratik karşılığını gösterir. Usulüne uygun arama kararı veya emri olmaksızın yapılan arama sonucunda suç unsuruna rastlanmış olması, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmaz. Aksi yaklaşım “sonuç doğruysa yöntem önemsizdir” anlayışına kapı açar. Oysa hukuk devleti bakımından soru, yalnız nesnenin bulunup bulunmadığı değil, devletin o nesneye hangi hukukî yoldan ulaştığıdır.15

B. Hukuka Aykırı Delilin Türev Etkisi ve Dosyanın Bütünlüğü

Hukuka aykırılık çoğu zaman tek bir işlemle sınırlı kalmaz. Hukuka aykırı aramada bulunan cihazın içeriği daha sonra çözülmüş, bu içerikten yeni adreslere, kişilere veya hesaplara ulaşılmış olabilir. Böyle bir durumda tartışma yalnız ilk aramanın değil, ondan türeyen sonraki işlemlerin de hukuki değerini etkileyebilir. Türk hukukunda her türev delil için mekanik ve tek biçimli bir sonuç formülü kurmak kolay değildir; ancak her hâlükârda ilk hukuka aykırılığın sonraki delil zinciri üzerindeki etkisi ayrıca değerlendirilmelidir. Bu, delil hukuku denetiminin “tek karelik fotoğraf” değil, süreç analizi olmasını gerektirir.14; 15; 45

C. İfade ve Sorgu: Delil Toplama İşlemi Değil, Aynı Zamanda Savunmanın Kurulduğu An

Şüphelinin ifadesi veya hâkim huzurundaki sorgusu, yalnız soruşturma makamının bilgi topladığı bir işlem değildir. Aynı anda kişi kendisine yöneltilen isnadı öğrenir, susma hakkını kullanır, müdafi yardımından yararlanır ve lehine delillerin toplanmasını talep edebilir. Bu sebeple ifade alma işlemini sıradan bir “tutanak oluşturma” faaliyetine indirgemek, savunma hakkının soruşturmadaki rolünü görünmez kılar.16; 26

CMK m.148’in yasak usulleri bu nedenle temel önemdedir. Kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehdit gibi özgür iradeyi sakatlayan yöntemlerle elde edilen ifadeler, rıza ile verilmiş olsa dahi delil olarak değerlendirilemez. Buradaki yasak yalnız “yanlış itirafı” engellemez; devletin kişiyi iradesini kırarak kendi aleyhine delil üretmeye zorlayamayacağına ilişkin daha temel bir hukuk devleti ilkesini korur.16

D. Tanık, Bilirkişi, Keşif, Ölünün Muayenesi ve Otopsi

Soruşturmanın delil dünyası arama ve telefon incelemesinden ibaret değildir. Tanık anlatımı, bilirkişi incelemesi, keşif, adli muayene ve otopsi, olayın yeniden kurulmasında merkezi role sahiptir. Özellikle teknik veya bilimsel değerlendirme gerektiren meselelerde bilirkişi, hukukî kararın sahibi değil; hâkim ve savcıya teknik bilgi sağlayan yardımcıdır. Bilirkişi raporunun dosyada bulunması, raporun yönteminin, verisinin ve gerekçesinin tartışılmasını gereksiz kılmaz.17

Keşif ve otopsi gibi işlemlerde usul güvenceleri “şekilcilik” değildir. Delilin nasıl elde edildiğinin kayıt altına alınması, daha sonra bu delilin güvenilirliğinin denetlenebilmesini sağlar. Bir işlem ne kadar geri döndürülemezse, işlem anındaki kayıt ve usul disiplini o kadar önemlidir. Özellikle ölüm sebebinin belirlenmesi gibi sonradan tekrar edilmesi güç alanlarda, zamanında ve yöntemine uygun inceleme etkin soruşturmanın ayrılmaz parçasıdır.17; 13

E. Beden Muayenesi, Vücuttan Örnek Alma ve Moleküler Genetik İnceleme

Beden muayenesi ve biyolojik örnek alma işlemleri, maddi gerçeğe ulaşmaya önemli katkı sağlayabilir; fakat aynı zamanda beden bütünlüğü, özel hayat ve kişisel verilerin korunması haklarına doğrudan müdahale eder. CMK m.75–79 bu sebeple karar mercii, tıbbi zorunluluk, ölçülülük ve amaçla sınırlılık gibi güvenceler öngörür. Buradaki kritik nokta, biyolojik örneğin yalnız “alınması” değil, örnekten elde edilen genetik bilginin daha sonra nasıl kullanılacağıdır.18

31 Temmuz 2026 tarihli 7589 sayılı Kanunla CMK m.80’de genetik inceleme sonuçlarının kimlik bilgilerinden arındırılarak kaydı, saklanması, kullanılması ve belirli hâllerde imhasına ilişkin yeni bir çerçeve kurulmuş olması, ceza muhakemesinin veri hukukuyla giderek daha fazla iç içe geçtiğini gösterir. Bir DNA profili yalnız bir dosyadaki “delil” değildir; kişiyi uzun süre tanımlayabilen son derece hassas bir veridir. Bu nedenle amaç sona erdiğinde verinin ne olacağı sorusu, elde etme anındaki hukukilik kadar önemlidir.19; 44

V. KORUMA TEDBİRLERİ: ŞÜPHE, GEREKLİLİK, İKİNCİLLİK VE ÖLÇÜLÜLÜK

Koruma tedbirleri, ceza muhakemesinin sonucunu güvence altına almak için başvurulan geçici araçlardır. Ancak geçici olmaları, etkilerinin hafif olduğu anlamına gelmez. Arama konut dokunulmazlığına, telefon incelemesi özel hayata, gözaltı ve tutuklama kişi özgürlüğüne doğrudan müdahale eder. Bu nedenle koruma tedbirinin kanunda bulunması tek başına yeterli değildir; somut olayda tedbirin amacı, şüphe eşiği, karar mercii, süresi, kapsamı ve daha hafif araçlarla aynı amaca ulaşılıp ulaşılamayacağı birlikte değerlendirilmelidir.

A. Arama: Makul Şüphe ve Kararın Sınırları

CMK m.116 uyarınca şüpheli veya sanığın yakalanabileceği ya da suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa üst, eşya, konut, işyeri veya diğer yerlerde arama yapılabilir. Arama kararı, “soruşturma var” gerekçesine indirgenemez. Aranan kişi veya delilin neden belirli yerde bulunabileceğini gösteren olguların bulunması ve aramanın kapsamının amaçla bağlantılı olması gerekir.20

Konut aramasındaki şekli güvenceler de özel önemdedir. Bu kuralların işlevi, devletin kişinin en mahrem alanına yaptığı müdahalenin dışarıdan denetlenebilir kalmasını sağlamaktır. AYM’nin Mehmet Cengiz ve Rıdvan Cengiz kararı, arama usulündeki güvencelerin temel hak boyutunu görünür kılar. Aramanın “suç delili bulunması” ile başarılı sayılması, usul güvencelerine aykırılığı geriye dönük olarak meşrulaştırmaz.20

B. Elkoyma: Eşyaya El Konulması Değil, Tasarruf Yetkisinin Hukuken Sınırlandırılması

Elkoyma, delil niteliği veya müsadere ihtimali bulunan eşya ve malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisinin geçici olarak sınırlandırılmasıdır. Bu nedenle elkoyma da kendi karar ve onay usulüne, amaçla sınırlılık ve ölçülülük koşullarına tabidir. Arama ile elkoyma birbirine yakın işlemler olsa da aynı işlem değildir. Aramanın hukuka aykırılığı, aramada bulunan ve elkonulan materyalin delil değeri üzerinde ayrıca tartışma doğurur.21

C. Dijital Materyaller: Bir Cihazın İçinde Bir Hayatın Aranması

CMK m.134 kapsamındaki bilgisayar, bilgisayar programı ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma; klasik fiziksel aramadan niteliksel olarak farklı bir müdahale yaratabilir. Bir çekmecede sınırlı sayıda eşya bulunurken, tek bir telefon veya bilgisayar yıllara yayılan yazışmaları, aile fotoğraflarını, konum geçmişini, mesleki sırları, sağlık bilgilerini ve üçüncü kişilere ait verileri bir arada barındırabilir. Bu nedenle dijital aramada “cihaza erişim izni” ile “cihazdaki her veriye sınırsız erişim” aynı şey değildir.22

30 Ağustos 2026 itibarıyla CMK m.134 yürürlüktedir; ancak AYM’nin 12.02.2026 tarihli E.2023/128, K.2026/36 sayılı kararıyla m.134’ün (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesindeki arama ve kopyalamaya, (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesindeki elkoymaya ilişkin temel bölümler Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiş; iptal hükümlerinin 25.02.2027 tarihinde yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Bu geçiş dönemi dahi, dijital arama ve elkoymada kanunilik, kapsam, delil bütünlüğü, saklama ve imha güvencelerinin ne kadar hassas olduğunu göstermektedir.22

Dijital delilin hukukî kalitesi yalnız arama kararının mevcut olup olmadığıyla ölçülemez. Kopyanın bütünlüğü, incelemenin dosyayla ilgisi, veri minimizasyonu, hash veya benzeri teknik bütünlük kontrollerinin sağlanması, ilgisiz verilerin ayrıştırılması, üçüncü kişilerin mahremiyetinin korunması, saklama süresi ve imha rejimi de değerlendirilmelidir. Burada “delil yaşam döngüsü” kavramı önem kazanır: veri, elde edildiği anda değil, tüm kullanım süresi boyunca temel hak müdahalesi yaratabilir.22; 44; 46

D. İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme

İletişimin denetlenmesi ve diğer gizli soruşturma tedbirleri, kişinin müdahaleyi gerçekleştiği anda bilmemesi sebebiyle özel bir hukukî hassasiyet taşır. CMK m.135, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasında somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebepleri ile başka suretle delil elde etme imkânının bulunmamasını arar. CMK m.139 ve m.140 da gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izlemeyi katalog suç ve yüksek şüphe eşiğiyle sınırlar.23

Bu tedbirlerin ortak mantığı ikincilliktir. Devlet, aynı delile daha az müdahaleci yöntemle ulaşabiliyorsa en ağır ve gizli yönteme başvurmamalıdır. “Başka türlü delil elde edilemez” şartı, metinde yer alan törensel bir cümle değil, tedbirin zorunlu olup olmadığını sınayan gerçek bir testtir. Aynı şekilde süre, katalog suç ve amaçla sınırlılık hükümleri de gizli tedbirin soruşturma içinde görünmez ve sınırsız bir gözetim aracına dönüşmesini önlemeyi amaçlar.23

E. Yakalama ve Gözaltı

Yakalama ve gözaltı, soruşturmanın en görünür özgürlük müdahalelerindendir. CMK m.90 yakalamayı, m.91 gözaltını düzenler. Genel kural olarak gözaltı süresi yakalama anından itibaren yirmi dört saati geçemez; hâkim veya mahkemeye gönderme için zorunlu yol süresi ayrıca kanunda sınırlandırılmıştır. Toplu suçlarda kanuni şartlarla uzatma mümkündür. Bu işlemlerin hukuka uygunluğu sulh ceza hâkimi önünde denetlenebilir.24

Özgürlükten yoksun bırakma bakımından süre kadar gerekçe de önemlidir. Bir kişinin yakalanmış olması, gözaltının otomatik olarak sürdürülmesini gerektirmez. Gözaltı, soruşturma için gerekli olduğu ölçüde devam eden geçici bir tedbirdir. Tedbirin fiilî rutine dönüşmesi, kişi özgürlüğü güvencesini anlamsızlaştırır.

F. Tutuklama ve Adli Kontrol: İstisna–Kural İlişkisi

Tutuklama ceza değil, koruma tedbiridir. Bu cümle uygulamada sık tekrar edilmesine rağmen gerçek anlamı, tutuklamanın peşin cezalandırma veya kamuoyu tatmini aracı olarak kullanılamamasıdır. CMK m.100; somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesini gösteren olgularla birlikte bir tutuklama nedeninin bulunmasını ve tedbirin ölçülü olmasını arar. CMK m.101 ise kararın bu unsurlar bakımından somut gerekçe içermesini gerektirir.25

Adli kontrol bu noktada tali değil, zorunlu bir karşılaştırma aracıdır. Tutuklamayla ulaşılmak istenen amaç, daha hafif bir müdahaleyle sağlanabiliyorsa tutuklama ölçülü değildir. Bu nedenle “adli kontrol yetersiz kalacaktır” cümlesi, neden yetersiz kalacağının somut dosya olgularıyla açıklanmadığı sürece gerçek bir ölçülülük denetimi oluşturmaz. Tutuklamanın istisna olması, en çok bu gerekçe yükümlülüğünde görünür hâle gelir.25

VI. ŞÜPHELİNİN SAVUNMA HAKLARI: SORUŞTURMANIN NESNESİ DEĞİL, ÖZNESİ OLMAK

A. İsnadı Öğrenme, Susma Hakkı ve Lehe Delil Toplanmasını İsteme

CMK m.147’deki güvenceler, şüpheliyi hakkında işlem yapılan pasif bir nesne olmaktan çıkarır. Kişinin kendisini savunabilmesi için önce neyle suçlandığını bilmesi gerekir. İsnadın belirsiz veya yalnız kanun maddesi şeklinde anlatılması, savunmanın hangi olguya cevap vereceğini belirsizleştirir. Susma hakkı ise kişinin kendi aleyhine delil üretmeye zorlanmamasının somut görünümüdür ve kullanılması suçluluk göstergesine dönüştürülemez.26

Lehe delil toplanmasını isteme hakkı, çoğu zaman savunma hakkının en az görünür fakat en etkili parçalarından biridir. Şüphelinin “şu kamera kaydı alınsın”, “şu kişinin beyanına başvurulsun”, “şu telefon konum kaydı incelensin” şeklindeki somut talepleri, suçlama teorisinin dışında bir olasılığı ortaya koyabilir. Soruşturmanın objektifliği, bu tür taleplerin otomatik reddi yerine gerekçeli biçimde değerlendirilmesini gerektirir.11; 26

B. Müdafi Yardımından Yararlanma: Fiziksel Bulunmadan Etkili Hukukî Yardıma

CMK m.149 uyarınca şüpheli soruşturmanın her aşamasında müdafi yardımından yararlanabilir. Müdafinin şüpheliyle görüşmesi, ifade veya sorgu süresince yanında bulunması ve hukukî yardımda bulunması engellenemez. CMK m.150 zorunlu müdafilik hâllerini, m.154 ise müdafi ile görüşmenin gizliliğini düzenler. Bu hak, yalnız bir avukatın odada bulunmasından ibaret değildir; yardımın pratik ve etkili olması gerekir.27

AİHM Büyük Dairesinin Salduz/Türkiye kararı, polis sorgusunun ilk aşamalarında avukata erişimin adil yargılanma hakkı bakımından merkezi önemini ortaya koymuştur. AYM kararları ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu yaklaşımı da müdafisiz alınan ifadelerin veya müdafi yardımının etkisiz bırakılmasının sonraki yargılamaya etkisini tartışmıştır. Savunmanın “sonradan telafi edilebilir” bir hak olarak görülmesi, soruşturmanın erken aşamalarında yapılan geri döndürülemez hataları gözden kaçırabilir.28

C. Dosyayı İnceleme Hakkı ve Kısıtlama Kararı

CMK m.153’e göre müdafi soruşturma dosyasını inceleyebilir ve istediği belgelerin örneğini harçsız alabilir. Kısıtlama, ancak kanunda öngörülen şartlarla ve hâkim kararıyla uygulanabilir; ayrıca şüphelinin ifade tutanağı, bilirkişi raporları ve müdafinin hazır bulunmaya yetkili olduğu işlemlere ilişkin tutanaklar kısıtlamanın dışında tutulmuştur. Dosyaya erişim, savunmanın “neye karşı savunma yaptığını” bilmesinin ön koşuludur.29

AYM’nin Ömer Çelik kararında dosyaya erişimin kısıtlanması, tutuklu kişinin özgürlükten yoksun bırakılmaya karşı etkili itiraz yapabilmesi bağlamında değerlendirilmiştir. Bu yaklaşım çok önemlidir: Eğer kişi tutuklamaya dayanak gösterilen temel materyali hiç bilmiyorsa, itiraz hakkı kâğıt üzerinde var fakat pratikte etkisiz hâle gelebilir. Dolayısıyla kısıtlama kararının meşruiyeti, “soruşturmanın selameti” gibi soyut formüllerden değil, somut ve açıklanabilir gereklilikten doğmalıdır.30

VII. GİZLİLİK, LEKELENMEME HAKKI, MASUMİYET KARİNESİ VE MAĞDURUN KONUMU

A. Soruşturmanın Gizliliği: Savunmaya Karşı Bir Duvar Değil, Süreci Koruyan Bir Araç

CMK m.157 soruşturma evresindeki usul işlemlerinin, kanunun başka hüküm koyduğu hâller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla gizli olduğunu düzenler. Gizlilik; delillerin karartılmasını önleme, özel hayatı koruma ve soruşturmanın amacını güvenceye alma işlevi görür. Ancak bu ilke, savunmanın bilgiye erişimini tümüyle ortadan kaldıran veya kamu makamlarının dosya hakkında seçici bilgi açıklamasına zemin hazırlayan sınırsız bir yetki değildir.31

B. Lekelenmeme Hakkı ve Masumiyet Karinesi

Ceza soruşturmasının kendisi, kişiye yalnız hukukî değil sosyal bir yük de yükler. “Şüpheli” sıfatı, henüz mahkûmiyet olmadığı hâlde mesleki, ailevi ve toplumsal sonuçlar doğurabilir. Lekelenmeme hakkı, yeterli olgusal temel bulunmaksızın kişilerin ceza soruşturmasının damgalayıcı etkisine maruz bırakılmaması düşüncesini ifade eder. SYOK, iddianamenin yeterli şüpheye bağlanması ve iddianamenin iadesi bu düşüncenin farklı muhakeme araçlarıdır.32

Bununla birlikte lekelenmeme hakkı, ciddi ve araştırılabilir suç iddialarının soruşturulmaması için kullanılabilecek bir “dokunulmazlık” değildir. Asıl mesele, iki hukuki tehlikeden aynı anda kaçınmaktır: kişi hakkında dayanağı olmayan soruşturma yürütmek ve gerçek bir suç iddiasını yeterince araştırmamak. Bu dengeyi sağlayan araç, soyut takdir değil; açık şüphe eşikleri, gerekçe ve denetimdir.

C. Mağdur ve Şikâyetçinin Hakları

CMK m.234 mağdur ve şikâyetçiye delillerin toplanmasını isteme, kanundaki koşullarla belge örneği talep etme, vekili aracılığıyla dosyayı inceletme, belirli hâllerde avukat görevlendirilmesini isteme ve KYOK’a itiraz etme gibi haklar tanır. Bu hakların ilgilisine anlatılması ve tutanağa geçirilmesi de kanuni yükümlülüktür.33

Mağdurun sürece katılımı, savcının resen ve objektif araştırma yükümlülüğünün yerine geçmez. Özellikle yaşam hakkı veya kötü muamele yasağıyla ilgili dosyalarda kamu makamlarının görevi, mağdurun kendi imkânlarıyla delil bulmasını beklemek değildir. Delilin kaybolma riski varsa onu güvenceye almak, sorumluların belirlenmesini sağlayacak işlemleri yapmak ve soruşturmayı süratle ilerletmek kamu makamlarının sorumluluğundadır.34

VIII. SORUŞTURMANIN SONA ERMESİ VE ALTERNATİF MUHAKEME YOLLARI

Soruşturmanın hukuki başarısı her dosyada iddianame düzenlenmesi değildir. Bazı dosyalarda yeterli şüphe oluşmaz ve KYOK verilir; bazı dosyalarda kovuşturma olanağı bulunmaz; bazı suçlarda uzlaştırma, önödeme, kamu davasının açılmasının ertelenmesi veya seri muhakeme gündeme gelir. Dolayısıyla savcının soruşturma sonundaki görevi yalnız “delil yeterli mi?” sorusuna cevap vermek değil, dosyanın hangi muhakeme rejimine tabi olduğunu da doğru belirlemektir.

A. Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar (KYOK)

CMK m.172’ye göre soruşturma sonunda kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâlinde Cumhuriyet savcısı KYOK verir. Kararın suçtan zarar görene ve daha önce ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilmesi; itiraz hakkı, süresi ve merciinin gösterilmesi gerekir. Aynı fiil hakkında yeniden kamu davası açılması da kural olarak yeni delil ve kanundaki yargısal denetim koşullarına bağlanmıştır.35

CMK m.173 uyarınca suçtan zarar gören, KYOK’un tebliğinden itibaren iki hafta içinde ilgili sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir. 7499 sayılı Kanunla daha önce “on beş gün” olan sürenin “iki hafta” olarak değiştirilmiş olması, süre hesabında güncel kanun metninin esas alınmasının önemini gösteren somut bir örnektir.36

B. Kamu Davasının Açılmasının Ertelenmesi

CMK m.171, kanunda öngörülen şartlar gerçekleştiğinde kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumunu düzenler. Bu mekanizma, yeterli şüphe bulunmasına rağmen her dosyanın zorunlu olarak klasik kovuşturmaya taşınmadığını gösterir. Kurumun uygulanabilmesi için maddede öngörülen suç ve kişi koşullarının somut dosyada ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir; yeterli şüphenin varlığı, tek başına bu özel rejimin uygulanmayacağı anlamına gelmez.37

C. Uzlaştırma

CMK m.253 ve devamındaki uzlaştırma, kanunda sayılan suçlarda şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören arasında uzlaştırmacı aracılığıyla yürütülen alternatif uyuşmazlık çözüm yoludur. Uzlaştırmanın uygulanabilir olup olmadığı dosyanın sonuna bırakılacak tali bir ayrıntı değildir; suçun hukuki niteliği belirlenirken erken aşamada resen kontrol edilmesi gereken bir muhakeme sorunudur.38

D. Önödeme

TCK m.75’te düzenlenen önödeme, uzlaştırma kapsamı dışında kalan ve kanunun yaptırım eşiğine uyan belirli suçlarda, kanunda gösterilen ödeme ve giderlerin süresinde yerine getirilmesi hâlinde kamu davasının açılmasını önleyebilen bir kurumdur. Önödeme bakımından da suç tipinin, yaptırımın ve kanuni istisnaların dikkatle değerlendirilmesi gerekir.39

E. Seri Muhakeme Usulü

CMK m.250’deki seri muhakeme, soruşturma sonunda kanundaki şartları gerçekleşen belirli suçlarda klasik iddianame–duruşma yolundan farklı bir usul öngörür. Şüphelinin müdafi huzurunda teklifi kabul etmesi ve mahkemenin kanuni denetimi, usulün meşruiyetini sağlayan temel güvencelerdendir. Özellikle rızanın bilgilendirilmiş olması gerekir; sırf sürecin daha kısa olması, savunma hakkının daha düşük standartta kullanılabileceği anlamına gelmez.40

F. İddianame, İddianamenin İadesi ve Kovuşturmanın Başlaması

CMK m.170/2’ye göre soruşturma sonunda toplanan deliller suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı iddianame düzenler. İddianame, suç adı ve sevk maddesinin yan yana yazıldığı bir form değildir. İsnat edilen olayın kim, ne zaman, nerede, nasıl ve hangi delille bağlantılı olduğu anlaşılır biçimde ortaya konulmalı; şüphelinin lehine olan hususlar da gösterilmelidir.41

CMK m.174 kapsamındaki iddianamenin iadesi, soruşturmanın mahkeme önüne taşınmadan önce belirli asgari standartlar bakımından denetlenmesini sağlar. Mahkemenin iddianameyi kabul etmesiyle kamu davası açılır ve kovuşturma başlar. Bu nedenle iddianamenin kalitesi yalnız savcılık tekniği değil, sanığın neyle suçlandığını bilmesi ve yargılamanın odak noktasının belirlenmesi bakımından da adil yargılanma meselesidir.41

IX. ANAYASAL VE AİHS BOYUTU: CMK TEK BAŞINA OKUNAMAZ

Soruşturma tedbirlerinin hukuka uygunluğu yalnız CMK maddelerinin lafzına bakılarak belirlenemez. Anayasa m.13 temel hak sınırlamalarında kanunilik ve ölçülülüğü; m.17 yaşam hakkı, maddi ve manevi varlık ile kötü muamele yasağını; m.19 kişi hürriyeti ve güvenliğini; m.20 özel hayat ve kişisel verileri; m.21 konut dokunulmazlığını; m.22 haberleşme hürriyetini; m.36 hak arama ve adil yargılanma hakkını; m.38 ise masumiyet karinesi, susma hakkı ve hukuka aykırı bulguların delil olamayacağı güvencesini düzenler. Her koruma tedbiri, ilgili CMK hükmü ile bu anayasal çerçevenin birlikte okunmasını gerektirir.42

AİHS bakımından özellikle m.2, m.3, m.5, m.6, m.8 ve m.13 soruşturma evresiyle yakından ilişkilidir. AİHM, ulusal hukuktaki her delil usulsüzlüğünü otomatik olarak Sözleşme ihlali saymamakta; çoğu durumda yargılamanın bütün olarak adilliğini değerlendirmektedir. Bununla birlikte kötü muameleyle elde edilen deliller, özgürlükten yoksun bırakmanın hukukiliği ve avukata erken erişim gibi alanlarda daha sıkı standartlar geliştirilmiştir.43

Buradan vardığım sonuç şudur: CMK’daki bir yetki hükmü, Anayasa ve Sözleşme’den bağımsız bir “izin kâğıdı” olarak okunamaz. Bir tedbir kanunda düzenlenmiş olsa bile somut uygulaması kanunilik, meşru amaç, gereklilik, ölçülülük ve etkili denetim yönünden ayrıca sınanmalıdır. Kanuni dayanağın varlığını tek başına yeterli sayan bir anlayış, hukuk devletini maddelerin şeklen uygulanmasına indirger. Kanaatimce modern ceza muhakemesinin meşruiyeti, devletin müdahale yetkisinin varlığından çok, o yetkinin somut olayda neden, ne kadar ve hangi güvenceyle kullanıldığını açıklayabilmesinde yatar.

X. DEĞERLENDİRME: “EŞİK–YETKİ–GÜVENCE–GEREKÇE” MODELİ

Bu çalışmada savunduğum “eşik–yetki–güvence–gerekçe” modeli, soruşturma işlemlerini birbirinden kopuk maddeler yığını olarak görmek yerine ortak bir anayasal mantık içinde değerlendirmeyi amaçlar. Modelin dördüncü unsuru olan “gerekçe” özellikle önemlidir. Çünkü doğru şüphe eşiğinin oluşmuş, doğru makamın karar vermiş ve şeklen bazı güvencelerin işletilmiş görünmesi; bunların somut dosyada neden mevcut olduğunun açıklanmaması hâlinde gerçek bir yargısal denetim sağlamaz. Gerekçe, diğer üç unsurun yalnız kâğıt üzerinde değil, somut olayda gerçekten var olup olmadığını görünür kılan bağdır.9; 25; 30

İşlem

Eşik

Yetki / denetim

Temel güvence

Gerekçede görünmesi gereken

Soruşturmanın başlatılması

Suç işlendiği izlenimini veren olgusal temel

Cumhuriyet savcısı

Lehe–aleyhe araştırma; lekelenmeme hakkı

İddianın neden araştırılabilir olduğu

Arama

Makul şüphe

Kural olarak hâkim; kanuni istisnalar

Kapsam, usul, konut güvenceleri

Delilin/kişinin neden o yerde bulunabileceği

Tutuklama

Somut delillere dayanan kuvvetli şüphe + tutuklama nedeni

Hâkim / mahkeme

Ölçülülük; adli kontrolün değerlendirilmesi

Şüphe, tutuklama nedeni ve daha hafif tedbirin neden yetersiz olduğu

Gizli tedbirler

Kuvvetli şüphe + ikincillik

Hâkim / kanuni istisnalar

Katalog suç, süre, amaçla sınırlılık

Başka suretle delil elde edilememesinin somut nedeni

İddianame

Yeterli şüphe

Cumhuriyet savcısı; kabul/iade denetimi mahkemede

Lehe hususlar; isnadın somutlaştırılması

Olay–şüpheli–delil bağlantısının açık kurulması

A. Eşik

İlk soru şudur: Kanunun bu işlem için aradığı olgusal eşik gerçekten oluşmuş mudur? Soruşturma açmaya yetecek ilk emare ile tutuklama için gereken kuvvetli şüphe arasındaki fark görünür tutulmadığında, soruşturmanın başlaması ağır tedbirler için örtülü gerekçeye dönüşür. Bu nedenle her tedbir, dosyadaki olgularla kendi eşik seviyesine göre yeniden sınanmalıdır.

B. Yetki

İkinci soru, kararı doğru merciin verip vermediğidir. Temel hak müdahalelerinde yetki kuralı şekli bir ayrıntı değildir; gücün kim tarafından ve hangi denetim altında kullanılacağını belirleyen anayasal güvencedir. Hâkim kararı gereken yerde istisnai savcılık yetkisinin olağanlaştırılması, maddi koşullar mevcut olsa bile işlemin hukuki dayanıklılığını zayıflatır.

C. Güvence

Üçüncü soru, işlemin çevresindeki tamamlayıcı güvencelerin gerçekten işletilip işletilmediğidir. Aramada usul güvenceleri, tutuklamada adli kontrol alternatifi, ifadede müdafi ve susma hakkı, dosya kısıtlamasında savunmanın çekirdek bilgiye erişimi, dijital aramada kapsam ve veri minimizasyonu bu tamamlayıcı güvencelere örnektir. Güvence, tedbirin “yanında bulunan” bir ek değil, tedbirin hukuki meşruiyetinin parçasıdır.

D. Gerekçe

Dördüncü soru, bütün bu unsurların somut gerekçeye dönüşüp dönüşmediğidir. Bir kararın uzun olması, onun gerekçeli olduğu anlamına gelmez. Gerekçe; dosyadaki belirli olgularla kanundaki belirli koşullar arasında denetlenebilir bir mantıksal bağ kurmalıdır. Her dosyaya uyabilecek kalıp cümleler, hukuk dili taşısa bile gerekçenin yerini tutmaz. Hatta kanaatimce özgürlük ve mahremiyet alanına ağır müdahalelerde şablon gerekçe, yalnız bir yazım kusuru değil; istisnai tedbirin olağanlaşmasına hizmet eden ciddi bir hukuk devleti sorunudur. Tutuklama, arama, iletişimin denetlenmesi veya dosya kısıtlaması gibi işlemlerde “neden bu kişi, neden bu tedbir, neden şimdi ve neden daha hafif bir araç değil?” sorularına somut cevap verilemiyorsa denetim de büyük ölçüde biçimsel kalır.25; 30

E. Dijital ve Biyometrik Delilde “Yaşam Döngüsü” Denetimi

Bu çalışmada ikinci olarak önerdiğim yaklaşım, dijital ve biyometrik delili yalnız elde edilme anında değil, bütün yaşam döngüsü boyunca denetlemektir. Klasik yaklaşım çoğu zaman “arama kararı var mı, elkoyma usulüne uygun mu?” sorularında durur. Oysa modern veride müdahale, verinin kopyalanmasıyla bitmez; sınıflandırma, eşleştirme, ilgisiz içeriklerin ayrıştırılması, üçüncü kişilerle paylaşma, başka dosyalarda kullanma ve uzun süre saklama aşamalarında yeni ve bağımsız hak sorunları doğabilir. Dijital delilin sınırsız çoğaltılabilirliği, klasik fizikî delilden farklı olarak müdahalenin etkisini soruşturma işlemi tamamlandıktan sonra da sürdürebilir.22; 44

Bu nedenle dijital delil için en az şu soruların sorulması gerekir: Hangi veri arandı? Aramanın kapsamı suç isnadıyla sınırlı mıydı? Kopyanın bütünlüğü nasıl korundu? İlgisiz veriler ayrıştırıldı mı? Üçüncü kişilere ait materyal ne oldu? Verinin başka bir dosyada kullanılmasının hukuki dayanağı var mı? Saklama süresi neye göre belirlendi? Soruşturma sona erdiğinde imha veya iade rejimi nasıl işletildi? Bu sorular, dijital çağda özel hayat ve kişisel veri korumasının ceza muhakemesi içindeki gerçek karşılığıdır.

F. Etkinlik ile Hak Güvenceleri Birbirine Rakip Değildir

Ceza muhakemesinde hız ve etkinlik ile temel hak güvenceleri arasında zorunlu bir çatışma bulunduğu düşüncesine katılmıyorum. Hukuka aykırı elde edilen delil kullanılamıyorsa, kötü gerekçeli tutuklama kararı denetimde sürdürülemiyorsa, usulsüz dosya kısıtlaması etkili itirazı işlevsiz bırakıyorsa veya gecikmiş soruşturma delillerin kaybolmasına yol açıyorsa, hak güvencelerinin zayıflatılması soruşturmanın maddi başarısını da zayıflatır. Bu nedenle iyi soruşturma “en sert” veya “en hızlı” soruşturma değildir; olguyu doğru belirleyen, gereksiz müdahaleden kaçınan ve her önemli kararını sonradan denetlenebilir kılan soruşturmadır.14; 30; 34

Uygulama bakımından en ciddi tehlikenin, istisnai koruma tedbirlerinin soruşturmanın doğal ve rutin araçlarıymış gibi kullanılmaya başlanması olduğu kanaatindeyim. Tutuklamanın cezaya, gizliliğin savunmasızlığa, aramanın genel veri taramasına ve soruşturmanın kendisinin fiilî bir yaptırıma dönüşmesi; ceza muhakemesinin araç ile amaç arasındaki sınırını bozar. Hukuk devleti, suç şüphesini ciddiye almak kadar şüpheli sıfatının kişiyi peşinen suçluya dönüştürmesine engel olma yükümlülüğü de taşır.25; 30; 31

İyi soruşturma; doğru tedbiri, doğru zamanda, doğru şüphe eşiğiyle, yetkili makam eliyle, daha hafif aracın yeterli olup olmadığını tartışarak ve sonradan denetlenebilecek bir gerekçeyle uygulayan soruşturmadır.

SONUÇ

Türk ceza muhakemesinde soruşturma evresi, suç işlendiği izlenimini veren bir hâlin öğrenilmesiyle başlayan ve iddianamenin kabulüne kadar devam eden; fakat her dosyada iddianameyle sonuçlanması gerekmeyen bir hukuki araştırma ve karar sürecidir. Cumhuriyet savcısı soruşturmanın merkezinde yer alır; adli kolluk onun emir ve talimatları doğrultusunda görev yapar; temel haklara yoğun müdahalelerde ise yargısal karar ve denetim, soruşturma iktidarının dışsal sınırını oluşturur.4; 10

Soruşturmanın meşruiyetinin anahtarı, şüphe eşiklerini birbirine karıştırmamaktır. Başlangıç şüphesi soruşturmayı başlatabilir; arama için makul, iddianame için yeterli, tutuklama ve bazı gizli tedbirler için kuvvetli şüphe aranır. Fakat şüphe tek başına yeterli değildir. Yetkili karar mercii, gereklilik, ikincillik, ölçülülük, savunma hakkı, mağdurun sürece katılımı ve etkili yargısal denetim aynı hukuki bütünün parçalarıdır.9; 23; 25

Delil bakımından da “bulunduğu için kullanılabilir” anlayışının terk edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hukuka uygun elde etme, delilin güvenilir biçimde korunması ve özellikle dijital/biyometrik veride kopyalama, saklama, yeniden kullanım, paylaşma ve imha aşamalarının denetlenmesi aynı bütünün parçalarıdır. Ceza muhakemesinin dijitalleşmesi eski güvenceleri gereksiz kılmamakta; tam tersine kapsam, veri minimizasyonu, amaçla sınırlılık ve silme/imha yükümlülüğü gibi yeni denetim alanları doğurmaktadır.14; 22; 44

Savunma bakımından müdafi yardımının, dosyaya erişimin, susma hakkının ve lehe delil toplanmasını isteme imkânının fiilen kullanılabilir olması; mağdur bakımından ise delil taleplerinin ve itiraz yollarının gerçek anlamda işletilmesi gerekir. Soruşturmanın gizliliği ve lekelenmeme hakkı da ne savunmayı işlevsizleştirecek ne de ciddi suç iddialarının araştırılmasını engelleyecek biçimde yorumlanmalıdır.26; 27; 29; 31; 33

Bu hususta vardığım nihai kanaat şudur: Hukuk devleti bakımından etkin soruşturma, temel hakların azaltıldığı bir soruşturma değildir. Etkin ve adil soruşturma; doğru şüphe eşiğini doğru aşamada uygulayan, lehe ve aleyhe delilleri aynı ciddiyetle araştıran, ağır müdahaleleri somut gerekçelere bağlayan, daha hafif araçları gerçekten değerlendiren, delilin hukuki ve teknik bütünlüğünü koruyan ve verdiği nihai kararı denetlenebilir biçimde ortaya koyan soruşturmadır. Ceza muhakemesinin gerçek gücü, devletin ne kadar geniş müdahale edebildiğinde değil; müdahale edebileceği yerde dahi kendisini hukukla sınırlayabilmesinde görünür. Şüphe, hukuk devletinde sınırsız yetkinin başlangıç noktası değil; denetlenebilir araştırmanın başlangıç noktasıdır.

DİPNOTLAR VE ATIFLAR

1. Çalışma, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK), 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK), 2709 sayılı Anayasa ve ilgili ikincil mevzuat çerçevesinde hazırlanmıştır. 16.07.2026 kabul tarihli 7589 sayılı Kanunla CMK m.80’de yapılan değişiklikler ile Anayasa Mahkemesinin 12.02.2026 tarihli E.2023/128, K.2026/36 sayılı, CMK m.134’e ilişkin iptal kararının 25.02.2027 tarihli yürürlük sonucu ayrıca dikkate alınmıştır.

2. Soruşturma evresinin temel haklarla birlikte ele alınması için bkz. Nur Centel / Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 23. Bası, Beta, İstanbul, 2025; Yener Ünver / Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 24. Baskı, Adalet, Ankara, 2025; Feridun Yenisey / Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 13. Baskı, Seçkin, Ankara, 2025; Veli Özer Özbek / Koray Doğan / Pınar Bacaksız, Ceza Muhakemesi Hukuku, 18. Baskı, Seçkin, Ankara, 2025.

3. Fatih Birtek, “Cumhuriyet Savcısı’nın Delilleri ve Fiili Takdir Yetkisi”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C.19, S.2, 2013, s.953–990, özellikle s.954–956; Erdinç Avşar, “Cumhuriyet Savcısının Delil Değerlendirmesi”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, S.46, 2021, s.123–144, özellikle s.138–139; ayrıca Özbek/Doğan/Bacaksız, 18. Baskı, 2025, s.175.

4. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK), m.2/1-e ve m.175/1.

5. CMK m.160/1. Başlangıç/basit şüphenin filtre işlevi için bkz. Eylül Erdem Hacıömeroğlu, “Kamu Görevlileri Hakkında Adli Soruşturma Başlatmaya Elverişli Olmayan İhbar ve Şikâyetler”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Y.17, S.66, 2026, s.137–182, özellikle s.145–147, DOI: 10.54049/taad.1886965; Yenisey/Nuhoğlu, 13. Baskı, 2025, s.638.

6. CMK m.158; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK), m.73. Özel kanunlardaki izin, talep veya farklı muhakeme şartları saklıdır.

7. CMK m.158/6. Karara karşı m.173 usulüne göre itiraz mümkündür. Kurumun lekelenmeme hakkı ve başlangıç şüphesiyle ilişkisi için Hacıömeroğlu, s.145–150.

8. Erkut Güçlü Kahraman, “Yeterli Şüphe Kavramının İddianamenin İadesi Kurumu Bakımından Değerlendirilmesi”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.16, S.1, 2014, s.123–150, özellikle s.141–143 ve 149; Avşar, s.138–139.

9. Şüphe eşiklerinin kanuni dayanakları için CMK m.100, 116, 135, 139, 140, 160 ve 170/2.

10. CMK m.161; Adli Kolluk Yönetmeliği, RG 01.06.2005, 25832.

11. CMK m.160/2; Birtek, özellikle s.965–975; Avşar, s.136–141.

12. Z. Özen İnci, “Ceza Muhakemesi Hukukunda Cumhuriyet Savcısı ve Sulh Ceza Hâkimi (Soruşturma Makamları) Arasındaki Gri Alan: Gecikmesinde Sakınca Bulunan Hâl Kavramı ve Soruşturma Evresinde Temel Haklara Müdahale Sorunu”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.65, S.4, 2016, s.1997–2046, özellikle s.1997–2002, DOI: 10.1501/Hukfak_0000001853.

13. AYM, Doğan Başak, B. No: 2017/32745, 03.11.2020, özellikle §§49–50 ve 55–59. Karar, savunulabilir kötü muamele iddiasında derhâl ve resen harekete geçme, delillerin kaybolmasını önleme, ilgilinin soruşturmaya etkin katılımı ve delillerin nesnel analizine ilişkin etkili soruşturma gereklerini somutlaştırmaktadır.

14. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.38/6; CMK m.206/2-a ve m.217/2. Ayrıca Levent Yalçın / Martyna Kusak, Cezai Konularda Delillerin Kabul Edilebilirliği – Türkiye Rehberi, Avrupa Konseyi, 2023, s.8–10.

15. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2013/9-841, K.2014/513, 25.11.2014; Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2014/8-166, K.2014/514, 25.11.2014.

16. CMK m.147 ve m.148.

17. CMK m.43 vd., m.63 vd., m.83–87. CMK m.87 uyarınca otopsinin kural olarak Cumhuriyet savcısının huzurunda ve hekimlerce yapılması, ölüm sebebinin güvenilir biçimde belirlenmesine yönelik usul güvencelerindendir.

18. CMK m.75–79. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının CMK m.75 kapsamındaki kararının kanundaki süre içinde hâkim onayına sunulması ve onaylanmayan kararın hükümsüz kalması, beden bütünlüğüne müdahalenin yargısal denetimini güvence altına alır.

19. 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, kabul 16.07.2026, RG 31.07.2026, 33326, m.14; değişiklik CMK m.80’e ilişkindir.

20. CMK m.116 ve m.119; AYM, Mehmet Cengiz ve Rıdvan Cengiz, B. No: 2019/21704, 20.09.2023.

21. CMK m.123–134; özellikle elkoyma karar ve onay usulü için m.127.

22. AYM, E.2023/128, K.2026/36, 12.02.2026; RG 25.05.2026, 33264. Kararda CMK m.134’ün (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesindeki hâkim kararıyla arama ve kopyalama yapılmasına ilişkin temel bölüm ile (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesindeki elkoymaya ilişkin temel bölüm Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiş; iptal hükümlerinin Resmî Gazete’de yayımdan dokuz ay sonra, 25.02.2027 tarihinde yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.

23. CMK m.135, m.139 ve m.140. Teknik araçlarla izleme kişinin konutunda uygulanamaz (m.140/5).

24. CMK m.90–91. Özellikle m.91/5, yakalama işlemi, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılması kararına karşı sulh ceza hâkimine başvuruyu düzenler.

25. CMK m.100, m.101 ve m.109. Anayasa m.19 ile AİHS m.5 de kişi özgürlüğüne müdahaleyi kanunilik, gereklilik ve denetlenebilirlik ekseninde sınırlar.

26. CMK m.147; Anayasa m.38/5.

27. CMK m.149–150 ve m.154.

28. AİHM [BD], Salduz/Türkiye, B. No: 36391/02, 27.11.2008; AYM [GK], Aligül Alkaya ve diğerleri, B. No: 2013/1138, 27.10.2015, özellikle §§118, 125–145; AYM, Yusuf Karakuş ve diğerleri, B. No: 2014/12002, 08.12.2016; Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2016/7-405, K.2018/201, 08.05.2018.

29. CMK m.153; Ali Pehlivan, “Soruşturma Evresinde Müdafi ve Vekilin Evrak İnceleme Yetkisi”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C.19, S.2, 2013, s.1491–1540, özellikle s.1520 ve s.1524–1526.

30. AYM, Ömer Çelik, B. No: 2022/89478, 13.05.2025. Karar, tutuklama tedbirinin hukukiliği ile soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması bağlamında Anayasa m.19/8 kapsamında etkili itiraz ve dosyaya erişim güvencelerini değerlendirmektedir.

31. CMK m.157; masumiyet karinesi için Anayasa m.38/4 ve AİHS m.6/2.

32. CMK m.158/6, m.170 ve m.174; Hacıömeroğlu, s.145–150; Kahraman, s.141–149.

33. CMK m.234.

34. AYM, Doğan Başak, B. No: 2017/32745, 03.11.2020, özellikle §§49–50 ve 55–59.

35. CMK m.172. m.172/3 uyarınca, KYOK’un etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin AİHM’nin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine AİHM’ye yapılan başvurunun dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşmesi hâlinde, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi şartıyla yeniden soruşturma açılır.

36. CMK m.173/1; 7499 sayılı Kanun, m.37, RG 12.03.2024, 32487.

37. CMK m.171. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi, uzlaştırma ve önödeme kapsamındaki suçlar dışındaki ve kanunda belirlenen ceza üst sınırına sahip suçlarda, maddede sayılan kişisel ve olgusal koşullarla uygulanabilir.

38. CMK m.253–255; Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği.

39. TCK m.75. Güncel uygulamada önödemenin kapsamı, maddenin kendi istisnaları ve uzlaştırmayla ilişkisi birlikte değerlendirilmelidir.

40. CMK m.250; Ceza Muhakemesinde Seri Muhakeme Yönetmeliği.

41. CMK m.170, m.174 ve m.175; yeterli şüphe ve iddianamenin iadesi ilişkisi için Kahraman, özellikle s.141–149.

42. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.13, 17, 19, 20, 21, 22, 36 ve 38.

43. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.2, 3, 5, 6, 8 ve 13; avukata erişim için AİHM [BD], Salduz/Türkiye, B. No: 36391/02, 27.11.2008; ayrıca European Court of Human Rights, Key Theme – Article 6 §§ 1 and 3(c): Access to a Lawyer, son güncelleme 28.02.2026; delillerin kabul edilebilirliği yaklaşımı için Yalçın/Kusak, s.8–10.

44. AYM, E.2023/128, K.2026/36, 12.02.2026; 7589 sayılı Kanun m.14 ile CMK m.80’de yapılan değişiklikler. Dijital delilin bütünlüğü ve muhafazası bakımından ayrıca bkz. Yusuf Başlar, “Elektronik Delilin Toplanması ve Muhafazası”, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, C.10, S.1, 2020, s.77–107, DOI: 10.32957/hacettepehdf.690592.

45. Hamid Köse, “Delil Değerlendirme Yasakları Bakımından Zehirli Ağacın Meyvesi Doktrini”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, S.49, 2022, s.165–202, DOI: 10.54049/taad.1055720. Türemiş delillerin hukuka aykırı veya değerlendirilmesi yasak bir ilk delille bağlantısı ve bu bağlantının sonraki deliller üzerindeki etkisi bakımından bkz. özellikle çalışmanın zehirli ağacın meyvesi/türemiş delil tartışmaları.

46. Yusuf Başlar, “Elektronik Delilin Toplanması ve Muhafazası”, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, C.10, S.1, 2020, s.77–107, DOI: 10.32957/hacettepehdf.690592. Çalışma; adli imaj, hash değeri, zaman damgası ve koruma zinciri gibi işlemleri elektronik delilin veri bütünlüğünün korunması bakımından ele almaktadır.

KAYNAKÇA

A. Mevzuat

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu.

7499 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, RG 12.03.2024, 32487.

7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, kabul 16.07.2026, RG 31.07.2026, 33326.

Adli Kolluk Yönetmeliği, RG 01.06.2005, 25832.

Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği.

Ceza Muhakemesinde Seri Muhakeme Yönetmeliği.

B. Kitaplar ve Rehberler

CENTEL, Nur / ZAFER, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, 23. Bası, Beta, İstanbul, 2025.

ÖZBEK, Veli Özer / DOĞAN, Koray / BACAKSIZ, Pınar, Ceza Muhakemesi Hukuku, 18. Baskı, Seçkin, Ankara, 2025.

ÜNVER, Yener / HAKERİ, Hakan, Ceza Muhakemesi Hukuku, 24. Baskı, Adalet, Ankara, 2025.

YENİSEY, Feridun / NUHOĞLU, Ayşe, Ceza Muhakemesi Hukuku, 13. Baskı, Seçkin, Ankara, 2025.

YALÇIN, Levent / KUSAK, Martyna, Cezai Konularda Delillerin Kabul Edilebilirliği – Türkiye Rehberi, Avrupa Konseyi, 2023.

C. Makaleler

AVŞAR, Erdinç, “Cumhuriyet Savcısının Delil Değerlendirmesi”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, S.46, 2021, s.123–144.

BAŞLAR, Yusuf, “Elektronik Delilin Toplanması ve Muhafazası”, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, C.10, S.1, 2020, s.77–107, DOI: 10.32957/hacettepehdf.690592.

BİRTEK, Fatih, “Cumhuriyet Savcısı’nın Delilleri ve Fiili Takdir Yetkisi”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C.19, S.2, 2013, s.953–990.

HACIÖMEROĞLU, Eylül Erdem, “Kamu Görevlileri Hakkında Adli Soruşturma Başlatmaya Elverişli Olmayan İhbar ve Şikâyetler”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Y.17, S.66, 2026, s.137–182, DOI: 10.54049/taad.1886965.

İNCİ, Z. Özen, “Ceza Muhakemesi Hukukunda Cumhuriyet Savcısı ve Sulh Ceza Hâkimi (Soruşturma Makamları) Arasındaki Gri Alan: Gecikmesinde Sakınca Bulunan Hâl Kavramı ve Soruşturma Evresinde Temel Haklara Müdahale Sorunu”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.65, S.4, 2016, s.1997–2046, DOI: 10.1501/Hukfak_0000001853.

KAHRAMAN, Erkut Güçlü, “Yeterli Şüphe Kavramının İddianamenin İadesi Kurumu Bakımından Değerlendirilmesi”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.16, S.1, 2014, s.123–150.

KÖSE, Hamid, “Delil Değerlendirme Yasakları Bakımından Zehirli Ağacın Meyvesi Doktrini”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, S.49, 2022, s.165–202, DOI: 10.54049/taad.1055720.

PEHLİVAN, Ali, “Soruşturma Evresinde Müdafi ve Vekilin Evrak İnceleme Yetkisi”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C.19, S.2, 2013, s.1491–1540.

D. Anayasa Mahkemesi

AYM, Doğan Başak, B. No: 2017/32745, 03.11.2020.

AYM [GK], Aligül Alkaya ve diğerleri, B. No: 2013/1138, 27.10.2015.

AYM, Yusuf Karakuş ve diğerleri, B. No: 2014/12002, 08.12.2016.

AYM, Mehmet Cengiz ve Rıdvan Cengiz, B. No: 2019/21704, 20.09.2023.

AYM, Ömer Çelik, B. No: 2022/89478, 13.05.2025.

AYM, E.2023/128, K.2026/36, 12.02.2026, RG 25.05.2026, 33264 (CMK m.134’ün ilgili bölümlerinin iptali; iptal hükümlerinin yürürlük tarihi: 25.02.2027).

E. Yargıtay

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2013/9-841, K.2014/513, 25.11.2014.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2014/8-166, K.2014/514, 25.11.2014.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E.2016/7-405, K.2018/201, 08.05.2018.

F. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

AİHM [BD], Salduz/Türkiye, B. No: 36391/02, 27.11.2008.

European Court of Human Rights, Key Theme – Article 6 §§ 1 and 3(c): Access to a Lawyer, Last updated: 28.02.2026.