AV. TANER ŞENTÜRK · HUKUKİ YAYIN
Trafikte Öfke ve Şiddet
TRAFİKTE ÖFKE VE ŞİDDET Birkaç Saniyelik Yol Tartışması Neden Hayatı Değiştiren Bir Kavgaya Dönüşür? Trafik Kavgalarının Psikolojik, Sosyal Psikolojik, Sosyolojik ve Hukuki…
TRAFİKTE ÖFKE VE ŞİDDET
Birkaç Saniyelik Yol Tartışması Neden Hayatı Değiştiren Bir Kavgaya Dönüşür?
Trafik Kavgalarının Psikolojik, Sosyal Psikolojik, Sosyolojik ve Hukuki Anatomisi
Av. Taner Şentürk
GİRİŞ: KAVGANIN GÖRÜNEN SEBEBİ İLE GERÇEK SEBEBİ AYNI MIDIR?
Trafikte yaşanan şiddet olaylarına ilişkin haberlerin önemli bir kısmı birkaç kelimelik benzer bir cümleyle başlar: “Yol verme tartışması…”
İfadenin kendisi bile düşündürücüdür. Çünkü “yol verme” dediğimiz şey, hayatın bütünü içinde son derece küçük bir olaydır. Bir araç diğerinden birkaç saniye önce geçmiştir. Bir sürücü yanlış şerit değiştirmiştir. Birisi ışık yandığında geç hareket etmiştir. Bir başkası gereksiz yere korna çalmış veya selektör yapmıştır. Bir araç yeterli takip mesafesi bırakmamıştır.
Nesnel olay çoğu zaman bundan ibarettir. Fakat birkaç dakika sonra aynı olayın içerisinde küfür, tehdit, takip, yol kesme, yumruk, sopa, bıçak, ateşli silah ve hatta ölüm bulunabilmektedir.
Asıl açıklanması gereken çelişki budur. Bir tarafta birkaç saniyelik zaman kaybı; diğer tarafta yıllarca sürebilecek bir ceza yargılaması vardır. Bir tarafta kişinin adını dahi bilmediği bir sürücü; diğer tarafta kendi özgürlüğü, sağlığı, ekonomik geleceği ve ailesi vardır. Bir tarafta küçük bir trafik hatası; diğer tarafta kimi zaman bir insanın ölümü bulunmaktadır.
Rasyonel açıdan bakıldığında denklem anlamsız görünmektedir. Üstelik tarafların birbirlerini hiç tanımaması bu anlamsızlığı daha da büyütmektedir. İnsan yıllardır husumet yaşadığı biriyle değil; hayatında ilk kez gördüğü ve muhtemelen birkaç dakika sonra bir daha hiç karşılaşmayacağı başka bir insanla kavga etmektedir.
O hâlde yalnızca “yol verme” meselesine bakarak trafik kavgasını anlamak mümkün değildir. Kanaatimce trafik kavgalarında görünen sebep ile davranışı ortaya çıkaran psikolojik süreç birbirinden ayrılmalıdır. Korna gerçek sebep olmayabilir; yalnızca tetikleyicidir. Öne geçme asıl mesele olmayabilir; birikmiş gerilimin boşaldığı andır. Selektör yalnızca bir ışık değildir; öfkeli sürücünün zihninde “çekil önümden”, “sen önemsizsin” veya “ben senden üstünüm” biçiminde tercüme edilebilir.
Bu nedenle trafik kavgasını anlamak için yalnızca ne olduğuna değil, insanın olan şeye ne anlam verdiğine bakmak gerekir. Love ve Nicolls’un 2025 tarihli sistematik incelemesi de saldırgan sürüşü tek bir nedene bağlamamaktadır. Sürüş öfkesi, saldırgan davranışı meşrulaştıran tutumlar, duygu düzenleme güçlükleri, düşük özdenetim ve bazı kişilik özellikleri farklı düzeylerde saldırgan sürüşle ilişkili bulunurken; daha güçlü öz düzenleme ve uyumlu başa çıkma özelliklerinin koruyucu rol oynayabildiği görülmektedir (Love & Nicolls, 2025).
Bu nedenle makalenin asıl sorusu “İnsan trafikte neden sinirlenir?” değildir. Daha zor soru şudur: İnsan öfkelendiğinde neden yoluna devam etmek yerine, kendisi açısından hiçbir gerçek önemi bulunmayan bir yabancıyla hesaplaşmayı gerekli görür?
ÖFKE İLE ŞİDDET AYNI ŞEY DEĞİLDİR
Trafikte öfkelenmek tek başına anormal değildir. Bir başka sürücünün dikkatsizliği nedeniyle çarpışmanın eşiğine geldiğimizde korkabilir, ardından öfkelenebiliriz. Tehlikeli biçimde sıkıştırıldığımızda veya aracımızdaki insanların güvenliği riske atıldığında kızgınlık ortaya çıkması insani bir tepkidir.
Sorun öfkenin varlığı değil, öfkenin davranışın yönetimini ele geçirmesidir. İki insan aynı olay karşısında benzer yoğunlukta öfkelenebilir. Birisi birkaç saniye sonra yoluna devam ederken diğeri karşıdaki aracı kilometrelerce takip edebilir.
Demek ki açıklanması gereken yalnızca öfkenin şiddeti değildir. Kişinin öfkeyi nasıl yorumladığı, zihninde ne kadar süre taşıdığı, karşı tarafın niyetine ilişkin yaptığı çıkarımlar, özdenetim kapasitesi ve hangi davranışı seçtiği birlikte önem taşır.
“Çok öfkelendim” ile “çok öfkelendiğim için ona saldırdım” aynı cümle değildir. Birincisi bir duyguyu, ikincisi ise o duygunun ardından seçilen davranışı anlatır. Hukuk da büyük ölçüde bu ayrım üzerinde yükselir. İnsan öfkelenebilir; ancak öfke kural olarak iradeyi, davranışı ve davranışın sonuçlarını ortadan kaldırmaz.
BİR TRAFİK HATASI NASIL KİŞİSEL HAKARETE DÖNÜŞÜR?
Bir sürücü yanlış şerit değiştirir. Nesnel olay budur. Fakat diğer sürücünün zihninde olay şu şekilde ilerleyebilir: “Önüme kırdı.” Ardından “Beni hiçe saydı.” Sonra “Bana saygısızlık yaptı.” Bir sonraki aşamada “Bunu bana yapamaz.” Ve nihayet “Cevabını vermeliyim.”
Dikkat edilirse olay değişmemiştir. Değişen, olayın anlamıdır. Karşıdaki insanın dikkatsizliği önce bilinçli bir davranış kabul edilmiş; bu davranış saygısızlığa, saygısızlık kişiliğe yönelmiş saldırıya, kişiliğe saldırı ise karşılık verilmesi gereken bir meseleye dönüştürülmüştür.
Wickens ve çalışma arkadaşlarının sürücü öfkesi üzerine yürüttüğü araştırmalar, başka bir sürücünün davranışının ne ölçüde kasıtlı ve kontrol edilebilir görüldüğünün o kişiye ne ölçüde sorumluluk yüklendiğini; bu sorumluluk algısının da öfke düzeyiyle ilişkili olduğunu göstermektedir (Wickens vd., 2011).
Buradaki kritik zihinsel sıçrama şudur: “Bana zarar verdi” önermesinden “bana zarar vermek istedi” sonucuna geçmek. Oysa sonuç ile niyet aynı şey değildir. Karşıdaki sürücü dikkatsiz, acemi veya sizi görmemiş olabilir. Bunların hiçbiri davranışı doğru hâle getirmez; fakat hatayı otomatik olarak kişisel saldırıya da dönüştürmez.
Belki de trafik öfkesinin önemli bir kısmı tam burada ortaya çıkmaktadır: İnsan, kendisine yapılmamış bir şeyi kendisine yapılmış kabul eder.
“BANA BUNU NASIL YAPAR?”: TRAFİK MESELESİNİN STATÜ MESELESİNE DÖNÜŞMESİ
Trafik kavgalarının bazıları çok kısa sürede yol hakkıyla ilgili olmaktan çıkar. Artık mesele kimin önce geçeceği değildir; mesele “kim kime boyun eğecek?” sorusuna dönüşür.
“Beni geçti”, “beni sıkıştırdı”, “bana yol vermedi”, “bana korna çalamaz”, “beni küçümsedi” gibi ifadelerin içerisinde fiziksel trafik hareketinden çok daha fazlası bulunmaktadır. Kişi olayın içine kendi onurunu, değerini veya statüsünü yerleştirmiştir.
Tam bu noktada çatışmadan uzaklaşmanın psikolojik anlamı değişebilir. Normal koşullarda kavga etmemek rasyonel davranıştır. Fakat kişi olayı statü mücadelesi olarak algılıyorsa susmayı ezilmek, uzaklaşmayı korkmak, cevap vermemeyi yenilmek olarak yorumlayabilir.
Bu dönüşüm tehlikelidir. Çünkü sürücünün amacı artık gideceği yere ulaşmak değildir. Yeni amaç “karşı tarafa kim olduğumu göstermek” olmuştur.
Narsisistik özellikler ile sürüş öfkesi üzerine yapılan çalışmalarda özellikle kişinin kendisini özel muameleye hak sahibi görmesi ve üstünlük algısıyla ilişkili bazı kişilik boyutlarının sürüş öfkesiyle bağlantılı olabileceği gösterilmiştir (Hennessy, 2016; Bushman vd., 2018). Buradan her öfkeli sürücünün “narsist” olduğu sonucu çıkarılamaz. Klinik tanı başka bir şeydir; belirli kişilik özelliklerinin davranışlarla istatistiksel ilişkisi başka bir şey.
Fakat mekanizma önemlidir: “Benim yolum açılmalı, benim ilerlememe engel olunmamalı” düşüncesi güçlendikçe sıradan bir trafik engeli kişisel bir haksızlık gibi algılanabilir.
“GERİ ADIM ATMAM”: ERKEKLİK, GÜÇ VE ÖĞRENİLMİŞ DAVRANIŞ
Trafik şiddetinin toplumsal boyutlarından biri de belirli erkeklik ve güç anlayışlarıdır. Burada “erkekler saldırgandır” biçiminde biyolojik ve kaba bir genelleme yapmak doğru değildir. Araştırmalarda biyolojik cinsiyetin yanı sıra toplumsal cinsiyet rolleri ayrıca incelenmektedir.
Genç sürücüler üzerinde yapılan araştırmalarda maskülen rol özellikleriyle sözel saldırganlık, agresif jestler ve aracın öfke ifade aracı olarak kullanılması arasında ilişkiler bildirilmiştir (Deniz vd., 2021).
Buradaki mesele erkek olmak değildir. Mesele “erkek adam geri çekilmez”, “birisi sana bağırıyorsa daha yüksek sesle bağırmalısın”, “cevap vermezsen seni korkak zannederler” gibi kültürel davranış kalıplarıdır.
Bu düşünceler kavga etmekten uzaklaşmayı aşağılayıcı, saldırganlığı ise cesaret göstergesi hâline getirebilir. Oysa kişi, birkaç dakika sonra kendisini tamamen unutacak bir yabancının gözünde “korkak görünmemek” için kendi ailesinin ve hayatının geleceğini riske atmaktadır.
Bu noktada “güç” kavramının kendisini yeniden düşünmek gerekir: Karşıdaki insana saldırabilmek mi güçtür, yoksa saldırabilecek kadar öfkeliyken davranışını kontrol edebilmek mi? Kanaatimce gerçek güç ikincisidir.
KAVGA BAZEN OLAY BİTTİKTEN SONRA BAŞLAR: ÖFKE RUMİNASYONU
Başka araç önünüze geçmiştir ve uzaklaşmaktadır. Fiziksel tehlike sona ermiştir. Normal koşullarda olayın da sona ermesi gerekir. Fakat kişinin zihni devam edebilir: “Bana bunu nasıl yaptı?”, “neden cevap vermedim?”, “beni korktu sandı”, “şimdi yetişirsem…”, “bunu yanına bırakmamalıyım.”
Bu zihinsel döngü öfke ruminasyonu olarak adlandırılır. Kişi öfke verici olayı tekrar tekrar düşünür. Olayın zihinsel olarak yeniden üretilmesi öfkeyi söndürmek yerine kimi zaman yeniden besler.
Bu nedenle bazı trafik kavgalarında ilk hata ile saldırı arasında kilometreler bulunur. Karşıdaki araç çoktan uzaklaşmıştır; fakat sürücünün zihni uzaklaşamamıştır.
Bu durum önemli bir gerçeği gösterir: Kavganın sona ermesi için karşıdaki otomobilin uzaklaşması yetmez; kişinin zihinsel olarak da olaydan çıkması gerekir. Takip eylemi, başlangıçtaki trafik güvenliği sorununu çözmez; sona ermekte olan olayı yeniden üretir.
Başka bir ifadeyle kişi bazen karşısındaki otomobili değil, kendi zihninde tamamlanmamış bıraktığı hesabı takip etmektedir.
BAŞKA BİR ŞEYE SİNİRLİYKEN TRAFİKTEKİ YABANCIYA PATLAMAK: YER DEĞİŞTİRMİŞ SALDIRGANLIK
İnsan her öfkesini öfkenin gerçek kaynağına yöneltemez. Patronuna öfkelenmiştir fakat karşılık verirse işini kaybedebilir. Ekonomik sorunlardan bunalmıştır fakat ekonomik sorunun karşısında yumruk atabileceği somut bir kişi yoktur. Aile içindeki problem çözülmemiştir. Gün boyunca aşağılandığını veya değersizleştirildiğini düşünmüştür.
Bu duygusal yükle direksiyon başına geçer. Ardından başka bir sürücü korna çalar. Görünüşte kavga kornadan çıkmıştır. Fakat psikolojik enerjinin tamamı o birkaç saniye içinde üretilmiş olmayabilir.
Bu olgu psikolojide yer değiştirmiş saldırganlık kavramıyla açıklanır. Öfke, asıl kaynağı yerine ilgisiz veya daha erişilebilir başka bir hedefe yöneltilmektedir.
Oker, Budak ve Öz tarafından 2026 yılında 433 sürücü üzerinde gerçekleştirilen araştırmada özdenetim ve bağışlayıcılığın sürücüde yer değiştirmiş saldırganlıkla negatif ilişkili olduğu görülmüştür. Özellikle kişinin kendisini ve içinde bulunduğu durumu bağışlayabilme boyutlarının, özdenetim ile yer değiştirmiş saldırganlık arasındaki ilişkinin bir bölümünü açıklayabildiği bildirilmiştir (Oker, Budak & Öz, 2026).
Buradaki “bağışlama” kavramı ahlaki bir yücelik gösterisinden çok kişinin olaya takılıp kalmayarak onu zihinsel olarak bırakabilme kapasitesiyle ilgilidir. Halk arasında kullanılan “Aslında derdi benimle değildi” cümlesi bazı olaylarda psikolojik olarak oldukça isabetli olabilir.
Fakat açıklama mazeret değildir. Bir kişinin başka bir sorun nedeniyle öfkeli olması, ilgisiz bir insanı bu öfkenin hedefi hâline getirme hakkı vermez.
EKONOMİK SIKINTILAR TRAFİK KAVGALARININ SEBEBİ MİDİR?
Toplumdaki öfke olaylarını ekonomik koşullarla açıklamak caziptir. Fakat “ekonomi kötüleşti, trafik kavgaları arttı” şeklinde doğrudan bir nedensellik iddiası kurabilmek için güçlü, uzun dönemli ve kontrol edilmiş verilere ihtiyaç vardır. Böyle bir veri olmaksızın ekonomik sorunları trafik şiddetinin doğrudan sebebi ilan etmek bilimsel değildir.
Buna karşılık ekonomik sıkıntının insanın toplam stres yükünü artırabileceğini gösteren ciddi bir literatür bulunmaktadır. Borç baskısı, gelir yetersizliği, işini kaybetme korkusu ve kişinin ekonomik geleceğini kontrol edemediği duygusu yalnızca banka hesabını etkilemez.
Koltai, Bierman ve Schieman’ın boylamsal çalışmasında salt gelir düşüklüğünün değil, özellikle kişinin kendisini finansal olarak sıkışmış hissetmesinin öfke ve psikolojik sıkıntıyla daha dirençli ilişkiler gösterebildiği görülmüştür (Koltai, Bierman & Schieman, 2018).
Fakat buradan “yoksulluk saldırganlık yaratır” sonucu çıkarılamaz. Ekonomik sıkıntı yaşayan milyonlarca insan kimseye saldırmamaktadır.
Daha doğru ifade şudur: Ekonomik ve sosyal baskılar bazı kişilerde toplam stres yükünü yükseltebilir; bu yük kişilik özellikleri, özdenetim kapasitesi, güncel ruh hâli ve olayın nasıl yorumlandığı gibi başka değişkenlerle birleştiğinde öfke eşiğinin düşmesine katkıda bulunabilir.
Sosyoloji koşulları açıklar. Psikoloji mekanizmayı açıklar. Hukuk ise sonunda yine kişiye “Ne yaptın?” diye sorar.
TRAFİK SIKIŞIKLIĞI İNSANI SALDIRGANLAŞTIRIR MI?
İlk bakışta cevap kolay görünür: trafik sıkışıktır, insan ilerleyemez, sinirlenir ve sonra saldırganlaşır. Ancak araştırmalar bu kadar doğrusal bir tablo göstermemektedir.
Engellenme-saldırganlık yaklaşımı, kişinin amacına ulaşmasının engellenmesinin öfke için uygun zemin oluşturabileceğini ileri sürer. Trafikte amaç ilerlemektir; trafik sıkışıklığı bu amacı engeller.
Fakat Lajunen, Parker ve Summala’nın farklı ülkelerden sürücülerle yürüttüğü araştırmada yoğun trafikle saldırgan sürüş arasında düşünüldüğü kadar basit ve doğrudan bir ilişki bulunamamıştır (Lajunen, Parker & Summala, 1999).
Bu karşı bulgu değerlidir. Çünkü aynı trafik sıkışıklığında binlerce sürücü bulunur; hepsi kavga etmez. Dolayısıyla doğru model “trafik sıkışıklığı kavga yaratır” değil; “trafik sıkışıklığı bazı koşullarda engellenme ve stres yaratabilir; bunun saldırganlığa dönüşüp dönüşmeyeceği başka bireysel ve sosyal değişkenlere bağlıdır” şeklindedir.
ZAMAN BASKISI VE MODERN ŞEHİR İNSANI
Modern şehir hayatının belirgin özelliklerinden biri zaman kıtlığı duygusudur. İşe yetişmek gerekir. Toplantı başlamaktadır. Çocuk okuldan alınacaktır. Randevu vardır. İnsan gününü dakikalarla planlamıştır.
Bu durumda önümüzde yavaş giden sürücü yalnızca başka bir yol kullanıcısı olmaktan çıkabilir; kendi hedefimizin önündeki engel hâline gelir. “Çekilsene”, “niye gitmiyor?”, “benim vaktimi niye alıyor?” gibi düşüncelerin altında bazen fark edilmeyen bir kabul bulunur: Benim acelem, diğer insanların acelelerinden daha önemlidir.
Oysa trafik ortak alandır. Yol kişisel mülk değildir. Karşıdaki sürücü de bizim kadar meşru biçimde oradadır. Toplumsal yaşamın temel şartlarından biri, diğer insanların bizim hikâyemizdeki figüranlar olmadığını kabul etmektir. Trafik öfkesi zaman zaman tam da bu kabulün zayıfladığı yerde büyür.
OTOMOBİLİN YARATTIĞI ANONİMLİK VE MESAFE
Otomobil insanı kamusal alandan tamamen koparmaz; fakat ona fiziksel ve psikolojik bir kabuk sağlar. Yaya olduğumuzda karşıdaki insanın yüzünü görürüz. Trafikte ise çoğu zaman önce insanı değil aracı görürüz: “beyaz otomobil”, “taksi”, “minibüs”, “motorcu”, “şu plakalı araç”.
İnsan bir kategoriye dönüşür. Kişinin yüzünü, hikâyesini ve insanlığını daha az algılamak empatiyi zayıflatabilir. Ellison-Potter, Bell ve Deffenbacher’ın 2001 tarihli simülasyon çalışmasında sürücünün kendisini daha anonim hissettiği koşullarda daha saldırgan sürüş davranışlarının ortaya çıkabildiği gösterilmiştir (Ellison-Potter, Bell & Deffenbacher, 2001).
Elbette günümüzde kamera, plaka kayıtları ve elektronik sistemler nedeniyle trafik gerçek anlamda anonim değildir. Burada söz konusu olan öznel anonimlik hissidir.
İş arkadaşınızla kavga ettiğinizde ertesi gün aynı ofiste karşılaşacağınızı bilirsiniz. Komşunuzla kavga ettiğinizde aynı apartmanda yaşamaya devam edeceğinizi bilirsiniz. Trafikteki yabancı ise birkaç dakika sonra hayatınızdan çıkacaktır. Bu nedenle ilişkiyi koruma yönündeki bazı sosyal frenler zayıflayabilir.
HİÇ TANIMADIĞIMIZ BİR İNSANIN BİZİM HAKKIMIZDA NE DÜŞÜNDÜĞÜNÜ NEDEN ÖNEMSİYORUZ?
Trafik kavgasının en ilginç paradokslarından biri budur. Karşıdaki kişi sizin kim olduğunuzu, mesleğinizi, çocuklarınızı veya hayatınızı bilmiyor. Beş dakika sonra yüzünüzü bile unutabilir.
Buna rağmen “beni korktu sanmasın”, “beni ezdiğini düşünmesin”, “bana böyle davranamayacağını göstereyim” düşünceleri ortaya çıkabilmektedir.
Kişi gerçek sosyal itibarını değil, zihninde oluşturduğu hayalî bir seyircinin birkaç saniyelik yargısını savunmaktadır. Ve bunun uğruna gerçek hayatını riske atabilmektedir.
Hiçbir zaman bir daha görmeyeceği insanın kendisi hakkında ne düşüneceğini önemserken, eve dönmesini bekleyen insanların hayatını ikinci plana itebilmektedir. Trafik kavgasının en irrasyonel taraflarından biri belki de budur.
KAVGANIN EŞİĞİ: ARAÇTAN İNME
Trafik tartışmalarında önemli bir fiziksel eşik vardır. Taraflar araçların içindeyken aralarında metal, cam ve mesafe bulunur. Bir kişi araçtan indiği anda sosyal durum değişir.
Diğer sürücü bunu saldırı hazırlığı olarak yorumlayabilir. O da iner. Mesafe birkaç metreye düşer. Ses yükselir. El hareketleri büyür. Bir taraf diğerini iter. İtme yumruğa dönüşür. Yumruk düşmeye neden olur. Başka kişiler araçtan çıkar. Bagaj açılır. Bir cisim alınır.
Bütün bu tırmanma kimi zaman saniyeler içerisinde gerçekleşebilir. Türk kanun koyucusunun 2026 yılında “saldırı amacıyla” başka aracı ısrarla takip etme veya bu amaçla araçtan inme davranışını ayrıca yaptırıma bağlaması bu bakımdan anlamlıdır.
Hukuk artık yalnızca yumruğun atıldığı anı değil, kavgaya giden erken tırmanma aşamasını da hedeflemektedir.
KAVGA KENDİ KENDİNİ NASIL BÜYÜTÜR?
Trafik çatışmalarında taraflar çoğu zaman kendi davranışlarını “tepki”, karşı tarafın davranışlarını ise “saldırı” olarak görür. Bir sürücü korna çalar. Diğeri el hareketi yapar. İlk sürücü selektör yapar. Diğeri fren yapar. İlk sürücü yanına geçer. Cam açılır. Küfür edilir. Takip başlar. Araçlardan biri diğerinin önünü keser.
Sonra tarafların ikisi de kendisini mağdur olarak anlatır: “Ben durup dururken vurmadım; bana küfretti.” Diğeri “Ben durup dururken küfretmedim; önümü kesti.” Öteki ise “Önünü durup dururken kesmedim; önce bana korna çaldı.”
Çatışmanın psikolojik özelliği burada ortaya çıkar: Her insan olayın başlangıcını, karşı tarafın kendisine yönelmiş son haksız hareketinden başlatmaya eğilimlidir.
Ceza hukukunun ise olayın tamamına bakması gerekir. İlk haksız hareketin kimden geldiği, saldırının devam edip etmediği, tepkinin zorunlu ve orantılı olup olmadığı özellikle haksız tahrik ve meşru savunma değerlendirmelerinde bu nedenle önemlidir.
TÜRKİYE’DEKİ ARAŞTIRMALAR NE GÖSTERİYOR?
Türkiye’de sürücü öfkesi ve öfkenin ifade biçimleri üzerine de çalışmalar yapılmıştır. Eşiyok, Yasak ve Korkusuz’un Ankara, İstanbul ve Samsun’dan 220 sürücüyle gerçekleştirdiği araştırma, sürücü öfkesinin sözel, fiziksel ve araç aracılığıyla saldırgan biçimde dışa vurulabildiğini; buna karşılık yapıcı ve uyumlu başa çıkma biçimlerinin de bulunduğunu göstermiştir (Eşiyok, Yasak & Korkusuz, 2007).
Bazı bulgularda özellikle 21–30 yaş grubundaki erkek sürücülerde fiziksel saldırgan ifade ve aracın öfke ifade aracı olarak kullanılması daha yüksek bulunmuştur. Bu veriler bireyler hakkında kesin hüküm vermez; yaş veya cinsiyetten hareketle bir kişinin saldırgan davranacağı söylenemez. Bunlar belirli örneklemlerde elde edilmiş grup düzeyindeki istatistiksel ilişkilerdir.
Türk taksi sürücüleri üzerinde yapılan başka bir araştırmada saldırgan öfke ifade biçimleriyle araç kontrolünün kaybedilmesi, konsantrasyon kaybı ve ramak kala olayları arasında ilişkiler bulunmuştur. Buna karşılık bildirilen küçük veya büyük gerçek kazalarla aynı düzeyde anlamlı ilişki gösterilememiştir.
Bu ayrıntı bilimsel yöntemin önemini hatırlatır. Araştırma “öfkeli sürücü mutlaka kaza yapar” dememektedir. Daha sınırlı ve doğru sonuç, saldırgan öfke ifadesinin bazı tehlikeli sürüş durumlarıyla ilişkili olduğudur.
HABERLERE YANSIYAN OLAYLAR: KÜÇÜK BAŞLANGIÇ, BÜYÜK SONUÇ
Haberlerde yer alan tekil olaylar bilimsel araştırmanın yerine geçmez. Bu olaylardan toplumdaki yaygınlık veya artış oranı çıkarılamaz. Ancak çatışmanın nasıl tırmandığını göstermek bakımından öğreticidirler.
5 Ağustos 2026’da Adana’nın Sarıçam ilçesinde yol verme nedeniyle başlayan tartışmada basına yansıyan bilgilere göre sürücülerden biri diğerini darbettikten sonra aracının bagajından aldığı testereyle saldırmaya çalışmış; çevredekilerin müdahalesiyle olay sona erdirilmiştir. Şüpheli hakkında idari yaptırım uygulanmış ve sonraki süreçte tutuklandığı bildirilmiştir.
25 Ağustos 2026’da İstanbul Şişli’de meydana gelen başka bir olayda yol verme nedeniyle başlayan tartışmanın fiziksel çatışmaya dönüştüğü ve motosiklet sürücüsünün bıçakla yaralandığı basına yansımıştır. Şüphelilerden biri hakkında tutuklama kararı verildiği bildirilmiştir.
Bu kişiler bakımından haberlerde yer alan iddiaların kesinleşmiş mahkûmiyet anlamına gelmediğinin özellikle belirtilmesi gerekir. Fakat olayların ortak örüntüsü dikkat çekicidir: trafik anlaşmazlığı kişiselleştirilmekte, karşılıklı tepki büyümekte, fiziksel mesafe azaltılmakta ve başlangıçtaki trafik olayıyla hiçbir makul orantısı bulunmayan bir şiddet seviyesi ortaya çıkabilmektedir.
Küçük başlangıç ile büyük sonuç arasındaki bu uçurum, trafik şiddetinin belki de en karakteristik özelliğidir.
TRAFİK KAVGALARININ HUKUKİ BOYUTU
Türk Ceza Kanunu’nda “trafik kavgası” isimli tek bir suç tipi bulunmamaktadır. Somut olayın nasıl geliştiğine göre aynı olay içerisinde birçok farklı suç oluşabilir.
Bir sürücü başka aracın hareketini engelleyebilir, sürücüyü tehdit edebilir, aracın camını kırabilir, kişiye yumruk atabilir, silah gösterebilir veya aracı kişinin üzerine sürebilir. Bunların her biri farklı hukuki değerleri ihlal eder.
Bu nedenle vatandaşın “bir trafik kavgasına karıştım” diye tek cümleyle anlattığı olay, ceza dosyasında birbirinden farklı birçok suç ve hukuki tartışma doğurabilir.
BAŞKA ARACIN HAREKETİNİ ENGELLEMEK: TCK m.223
25 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanunla TCK m.223 yeniden düzenlenmiştir. Güncel hükme göre hukuka aykırı bir davranışla kara ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen veya hareket hâlindeki aracı durduran kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla; aracı gitmekte olduğu yerden başka bir yere götüren kişi ise iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla karşılaşabilir.
Aynı madde, bu suçların işlenmesi amacıyla veya işlenmesi sırasında başka bir suç işlenmesi hâlinde o suçtan da ayrıca ceza verilmesini öngörmektedir.
Dolayısıyla “önünü kestim ama yalnızca konuşacaktım” düşüncesi hukuken sanıldığı kadar masum değildir. Bununla birlikte trafikte her durma veya başka aracın önüne her geçiş TCK m.223 anlamına gelmez. Somut olayda aracın hareketinin hukuka aykırı bir davranışla engellenmesi veya hareket hâlindeki aracın durdurulması gerekir.
SALDIRI AMACIYLA TAKİP VE ARAÇTAN İNME: KTK m.46
7574 sayılı Kanunla Karayolları Trafik Kanunu m.46’ya önemli bir hüküm eklenmiştir: “Trafikte saldırı amacıyla başka bir aracı ısrarla takip etmek veya bu amaçla araçtan inmek yasaktır.”
2026 yılı itibarıyla bu davranış bakımından 180.000 TL idari para cezası, sürücü belgesinin 60 gün süreyle geri alınması ve aracın 60 gün süreyle trafikten men edilmesi öngörülmektedir.
Burada özellikle vurgulanması gereken husus, kanunun yalnızca “araçtan inmeyi” yasaklamadığıdır. Belirleyici unsur saldırı amacıyla araçtan inmektir. Kazayı kontrol etmek, yaralıya yardım etmek veya başka meşru nedenle araçtan inmek aynı hukuki nitelikte değildir.
Ayrıca bu idari yaptırım, eylemin Türk Ceza Kanunu bakımından ayrıca suç oluşturması hâlinde ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
YUMRUK, TOKAT VE TEKME: KASTEN YARALAMA
Trafik tartışması fiziksel saldırıya dönüştüğünde en sık gündeme gelen suçlardan biri TCK m.86’da düzenlenen kasten yaralama suçudur.
Güncel düzenlemeye göre başkasının vücuduna kasten acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, suçun temel hâlinde bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezasıyla karşılaşabilir.
Fiilin etkisinin basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde ise kural olarak mağdurun şikâyeti üzerine altı aydan bir yıl altı aya kadar hapis veya adli para cezası söz konusu olabilir. Fiilin silahla işlenmesi ayrıca nitelikli hâl oluşturur.
Bu nedenle “sadece bir tokat attım” veya “bir kere vurdum” ifadeleri ceza hukuku açısından olayın önemsiz olduğu anlamına gelmez.
“SADECE BİR YUMRUK” BAZEN HAYATI DEĞİŞTİRİR
İnsan bedeni, kavga eden kişinin zihnindeki hesaplara göre davranmaz. Tek bir yumruk mağdurun yere düşmesine neden olabilir. Başı asfalta çarpabilir. Kemik kırılabilir. Hayati tehlike oluşabilir. Bir duyu veya organın işlevi zayıflayabilir ya da kaybolabilir. Yüzde sabit iz oluşabilir.
Bu durumda TCK m.87’deki neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hükümleri gündeme gelebilir.
Failin “ben bu kadar zarar vermek istememiştim” demesi olayın hukuki değerlendirmesinde önem taşıyabilir; fakat meydana gelen ağır sonucu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Birkaç saniyelik öfke ile ortaya çıkan fiziksel sonuç arasında çoğu zaman failin öngördüğünden çok daha büyük bir mesafe vardır.
BIÇAK, SİLAH VEYA ARAÇ KULLANILDIĞINDA “YARALAMA” SINIRI AŞILABİLİR
Trafik kavgasında bıçak veya ateşli silah kullanılması otomatik olarak yalnızca kasten yaralama suçu anlamına gelmez. Öldürme kastının bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilir.
Yargıtay bu değerlendirmede kullanılan aracın öldürmeye elverişliliği, hedef alınan vücut bölgesi, darbe veya atış sayısı, mesafe, tarafların konumu, olayın gelişimi ve failin eylemine neden son verdiği gibi birçok unsuru birlikte dikkate almaktadır.
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 01.04.2024 tarihli, E.2023/7953, K.2024/2248 sayılı kararına konu trafik olayında sanığın yakın mesafeden, öldürmeye elverişli olduğu kabul edilen havalı tabancayla mağdura ateş etmesi ve olayın devamındaki davranışları kasten öldürmeye teşebbüs kapsamında değerlendirilmiştir.
Bu kararın önemi yalnızca kullanılan aracın türünde değildir. Asıl önemli nokta, Yargıtayın kastı belirlerken olayın bütününü değerlendirmesidir. Trafikte kullanılan aracın tabanca, bıçak, sopa veya kimi olaylarda otomobil olması tek başına suç vasfını belirlemez; nasıl ve hangi amaçla kullanıldığı belirleyicidir.
HAKSIZ TAHRİK: “BENİ ÇOK KIZDIRDI” DEMEK YETERLİ DEĞİLDİR
TCK m.29’da düzenlenen haksız tahrik, gündelik anlamda bir “çok öfkelendim indirimi” değildir. Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlenmesi gerekir. Ayrıca olayın gelişimi, ilk haksız hareketin kimden geldiği ve tahrikin ağırlığı önem taşır.
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin E.2023/7953, K.2024/2248 sayılı kararında sanığın emniyet şeridinden hatalı geçiş yaparken diğer araca çarpması ilk haksız hareket bakımından değerlendirilmiş ve sanık lehine haksız tahrik uygulanması hukuka aykırı bulunmuştur.
Bu nedenle “bana korna çaldı”, “selektör yaptı”, “yol vermedi”, “bana baktı” gibi ifadeler tek başına otomatik olarak haksız tahrik indirimi sağlamaz. Ceza hukuku olayın tamamına bakar.
MEŞRU SAVUNMA: SALDIRIYI DURDURMAK İLE HESAP SORMAK AYNI ŞEY DEĞİLDİR
Trafik olaylarında en sık karıştırılan hukuki kavramlardan biri de meşru savunmadır. TCK m.25 kapsamında meşru savunmadan söz edilebilmesi için gerçekleşen veya gerçekleşmesi ya da tekrarı muhakkak olan haksız saldırının, o anda ve saldırıyla orantılı biçimde defedilmesi gerekir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 06.02.2023 tarihli, E.2022/6926, K.2023/309 sayılı kararında yol verme tartışmasının ardından sanığın evine kadar takip edilmesi olayın gelişimi içinde değerlendirilmiş; ancak mağdurun hayati bölgelerine yönelen iki ayrı saldırı orantılı bulunmadığından meşru savunma hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Buradaki temel ayrım son derece önemlidir: Meşru savunma saldırıyı sona erdirmeye yöneliktir; sona ermiş saldırının intikamını almaya değil. Karşı taraf uzaklaşıyorsa, tehlike bitmişse ve kişi onu takip ederek yeniden çatışma yaratıyorsa “savunma” ile “hesaplaşma” arasındaki çizgi giderek belirginleşir.
SİLAH GÖSTERMEK VE TEHDİT
TCK m.106 kapsamında bir kişiyi kendisinin veya yakınının hayatına ya da vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit etmenin temel yaptırımı altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıdır. Tehdidin silahla gerçekleştirilmesi gibi nitelikli hâllerde ceza iki yıldan yedi yıla kadar hapis olabilir.
Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 25.05.2023 tarihli, E.2023/1974, K.2023/10975 sayılı kararına konu yol verme tartışmasında sanığın araç içinden silah göstermesi, daha sonra diğer aracın önünde durarak araçtan inmesi, tekrar silahla yaklaşması ve tehdit içerikli sözler söylemesi silahla tehdit kapsamında değerlendirilmiştir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin E.2017/22129, K.2021/3906 sayılı kararı ise doğrudan bir trafik kavgasına ilişkin değildir. Bununla birlikte silahla tehdit suçunun genel değerlendirilmesi bakımından önemlidir. Karar, silahın mağdura gösterilmesi veya yöneltilmesi hâlinde ayrıca açık bir tehdit cümlesinin her zaman zorunlu olmadığını ortaya koyan genel Yargıtay yaklaşımına örnektir.
HAVAYA ATEŞ ETMEK
Trafik kavgasında “kimseye ateş etmedim, yalnızca havaya sıktım” düşüncesi de hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
TCK m.170 kapsamında kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olabilecek ya da insanlarda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde silahla ateş etmek genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu oluşturabilir.
7571 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonrasında suçun temel hâli bakımından bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Ses ve gaz fişeği atabilen silahla ateş edilmesi bakımından da ayrıca yaptırım getirilmiş; suçun insanların toplu bulunduğu yerde işlenmesi ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmiştir.
Eylemin belirli bir kişiyi korkutmaya yönelmesi hâlinde ise somut olayın özelliklerine göre silahla tehdit hükümlerinin de değerlendirilmesi gerekir.
ARACI SİLAH GİBİ KULLANMAK
Otomobil yalnızca ulaşım aracı değildir. Yanlış ve kasıtlı kullanıldığında ağır yaralanma veya ölüm meydana getirebilecek son derece güçlü bir araçtır.
Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin 19.03.2013 tarihli, E.2012/20377, K.2013/5001 sayılı kararında yol verme meselesinden başlayan olayda diğer aracı sıkıştırma, kasten çarpma, uzun süre takip etme, cam kırma ve yaralama davranışları birlikte değerlendirilmiştir.
Daire, araca kasten çarpma ile tehlikeli sürüş biçimlerinin somut olayda mala zarar verme ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçları bakımından ayrı hukuki sonuçlar doğurabileceğine işaret etmiştir.
TCK m.179/2 uyarınca ulaşım aracını kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olabilecek biçimde sevk ve idare etmek dört aydan iki yıla kadar hapis cezasını gerektirebilir.
Ancak otomobilin kasten bir insanın üzerine sürülmesi veya kişiye çarpılması hâlinde olay yalnızca trafik güvenliğini tehlikeye sokma kapsamında kalmayabilir. Kastın niteliğine göre kasten yaralama veya öldürmeye teşebbüs hükümleri gündeme gelebilir.
CAMI KIRMAK, AYNAYI KOPARMAK, ARACA VURMAK
Trafik öfkesi bazen doğrudan insana değil, araca yönelir. Fakat “adama vurmadım, arabasına vurdum” demek sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
TCK m.151 kapsamında başkasının malını bozmak, tahrip etmek veya kullanılamaz hâle getirmek mala zarar verme suçunu oluşturabilir. Suçun temel hâli bakımından mağdurun şikâyeti üzerine dört aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası gündeme gelebilir.
Aracın camının kırılması, aynasının koparılması veya kaportasının kasten zarar görmesi bu kapsamda değerlendirilebilir. Kişiye saldırı ve araca zarar verme aynı olayda gerçekleşmişse farklı suç tipleri ayrı ayrı gündeme gelebilir.
HAKARET
Trafik kavgalarının sık rastlanan unsurlarından biri de hakarettir. TCK m.125 uyarınca kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek somut isnat veya sövme niteliğindeki davranışlar suç oluşturabilir. Temel hâlde üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası gündeme gelebilir.
Elbette her kaba veya nezaketsiz söz otomatik olarak hakaret değildir. Sözün bağlamı, muhatabı, ifade biçimi ve ifade özgürlüğüne ilişkin yüksek yargı içtihatları birlikte değerlendirilmelidir.
Ancak “sinirle söyledim” veya “kavga sırasında ağzımdan çıktı” ifadeleri tek başına hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
TEK BİR TRAFİK KAVGASI KAÇ AYRI HUKUKİ SONUÇ DOĞURABİLİR?
Bir sürücünün diğer aracı kilometrelerce takip ettiğini düşünelim. Önüne geçerek hukuka aykırı biçimde durduruyor. Araçtan iniyor. Silahla tehdit ediyor. Aracın camını kırıyor. Sürücüyü yaralıyor.
Bu olay günlük dilde tek cümleyle anlatılabilir: “Trafikte kavga ettiler.”
Fakat ceza hukuku bakımından somut olayın şartlarına göre TCK m.223 kapsamında ulaşım aracının hareketinin engellenmesi, TCK m.106 kapsamında tehdit, TCK m.151 kapsamında mala zarar verme, TCK m.86 kapsamında kasten yaralama, TCK m.179 kapsamında trafik güvenliğini tehlikeye sokma ve KTK m.46 kapsamında idari yaptırım ayrı ayrı gündeme gelebilir.
Kullanılan silahın niteliğine göre 6136 sayılı Kanun bakımından ayrıca değerlendirme yapılması da gerekebilir.
Bu nedenle trafik kavgasındaki en büyük yanılgılardan biri “en fazla kavga etmiş oluruz” düşüncesidir. Ceza hukuku bakımından tek bir öfke patlaması, birden fazla suç tipini aynı anda harekete geçirebilir.
CEZA DAVASI BİTTİĞİNDE SORUMLULUK BİTMEZ
Trafik kavgasının sonuçları yalnızca ceza mahkûmiyeti veya idari para cezasından ibaret değildir. Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiil hükümleri çerçevesinde maddi ve manevi tazminat sorumluluğu doğabilir.
Bedensel zarar nedeniyle tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalması veya kaybı ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar talep konusu yapılabilir. Olayın niteliğine göre manevi tazminat da gündeme gelebilir. Aracın zarar görmesi hâlinde maddi zarar ayrıca istenebilir.
Araç kullanımı sonucunda meydana gelen zararlar bakımından Karayolları Trafik Kanunu’ndaki işleten sorumluluğu ve sigorta hükümlerinin de somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerekir.
Dolayısıyla birkaç saniyelik öfkenin ekonomik sonuçları da yıllarca devam edebilir.
YENİ YAPTIRIMLAR TRAFİK ŞİDDETİNİ AZALTTI MI?
2026 yılında yeni trafik yaptırımlarının yürürlüğe girmesinden sonraki dönemde polis sorumluluk bölgesindeki trafik bağlantılı kasten yaralama, tehdit ve hakaret olaylarının 27 Şubat–28 Temmuz 2025 dönemindeki 4.806 olaydan, 2026’nın aynı döneminde 2.328 olaya düştüğü ve yüzde 51,6’lık azalma kaydedildiği resmi açıklamalara yansımıştır.
Bu veri önemlidir. Ancak bilimsel açıdan “yeni kanun çıktı ve olaylar azaldı; dolayısıyla azalmanın tamamı yeni kanundan kaynaklandı” sonucuna doğrudan ulaşılamaz.
Aynı dönemde denetim yoğunluğu, polis müdahale politikaları, trafik hacmi, bildirim davranışları veya başka değişkenler de etkili olmuş olabilir. Dolayısıyla söz konusu veriler yeni yaptırımlar bakımından önemli bir öncesi-sonrası göstergesi sunmaktadır; fakat tek başına kesin bir nedensellik kanıtı değildir.
Hukuki düzenlemelerin sonuçlarını değerlendirirken yalnızca rakamların değişmesine değil, bu değişimin neden meydana geldiğine de bakmak gerekir.
SADECE CEZAYI AĞIRLAŞTIRMAK YETERLİ MİDİR?
Ceza gereklidir. Caydırıcılık gereklidir. Fakat insan psikolojisi yalnızca ceza tarifesiyle çalışmaz.
180.000 TL’lik yaptırımın caydırıcı olabilmesi, kişinin kavga anında bu sonucu düşünebilmesini gerektirir. Oysa yoğun öfkenin temel sorunlarından biri düşünsel alanın daralmasıdır. İnsan birkaç dakika sonra açılacak ceza dosyasını, kaybedeceği ehliyeti veya ödeyeceği tazminatı değil, önündeki insana “haddini bildirmeyi” düşünmeye başlayabilir.
Bu nedenle etkili bir trafik politikası yalnızca yaptırımları ağırlaştırmakla sınırlı olmamalıdır. Sürücü eğitiminde duygu düzenleme, özdenetim, yanlış niyet okumalarının fark edilmesi, saldırgan davranışın tırmanma mekanizması ve çatışmadan güvenli biçimde uzaklaşma becerileri de dikkate alınmalıdır.
Sürücüye yalnızca “kırmızı ışıkta dur” demek yetmez. Bazen “öfkeliyken de dur” demeyi öğretmek gerekir.
BİREYSEL DÜZEYDE EN ÖNEMLİ SORU: “ŞU ANDA NEYİ BAŞARMAYA ÇALIŞIYORUM?”
Trafikte öfke yükseldiğinde insanın kendisine sorabileceği en yararlı sorulardan biri şudur: “Şu anda asıl hedefim ne?”
Normal cevap bellidir: eve gitmek, işe yetişmek, çocuğunu almak, randevuya ulaşmak veya hayatına devam etmek.
Fakat çatışma başladığında hedef fark edilmeden değişebilir: “Onu yakalayacağım”, “önünü keseceğim”, “bana bunu yapamayacağını göstereceğim”, “beni korkak sanmayacak.”
İşte trafik kavgasının psikolojik kırılma noktası çoğu zaman buradadır. İnsan asıl hedefini bırakmış, birkaç saniye önce hiç tanımadığı başka bir insanın davranışını düzeltmeyi kendisine görev edinmiştir.
Üstelik karşıdaki kişinin de aynı düşünce içerisinde bulunması mümkündür. İki insan aynı anda birbirine “ders vermeye” çalıştığında ortaya eğitim çıkmaz. Çatışma çıkar.
SONUÇ: TRAFİK KAVGASI YOLUN DEĞİL, İNSANIN MESELESİDİR
Trafik kavgasının görünen konusu yol hakkıdır. Fakat arka planında kontrol ihtiyacı, zaman baskısı, yanlış niyet okuma, saygısızlığa uğrama algısı, statü hassasiyeti, birikmiş stres, ekonomik veya ailevi sıkıntıların yarattığı duygusal yük, yer değiştirmiş saldırganlık, öfke ruminasyonu, anonimlik hissi, öğrenilmiş güç kalıpları, düşük özdenetim ve olayın karşılıklı biçimde tırmandırılması gibi çok sayıda unsur bulunabilir.
Bunların hiçbiri bütün trafik kavgalarını tek başına açıklamaz. Zaten insan davranışını açıklayan tek bir formül de yoktur.
Daha doğru yaklaşım şudur: Küçük bir trafik olayı, kişisel ve toplumsal birçok risk unsurunun aynı anda birleşmesi hâlinde büyük bir şiddet olayının tetiğine dönüşebilir.
Ancak açıklama ile haklılaştırma birbirine karıştırılmamalıdır. İnsan davranışını anlamaya çalışmak onu mazur görmek değildir.
Psikoloji “neden?”, sosyoloji “hangi toplumsal koşullar içinde?”, sosyal psikoloji “karşıdaki insanı ve durumu nasıl algıladı?” diye sorar. Ceza hukuku ise sonunda çok daha somut bir soruyla karşılaşır: “Ne yaptın?”
Başka bir sürücü hata yapabilir. Önümüze kırabilir. Korna çalabilir. Selektör yapabilir. Bizi kızdırabilir. Fakat onun ilk hatası bizim irademizi ortadan kaldırmaz.
Karşıdaki kişinin yaptığı hata birkaç saniye sürebilir. Bizim vereceğimiz yanlış cevap ise yıllarca devam edebilir. İnsan özgürlüğünü kaybedebilir, ağır tazminat ödeyebilir, mesleki ve aile yaşamı etkilenebilir, sakat kalabilir, başka bir insanı sakat bırakabilir, hatta bir insanın ölümüne neden olabilir.
Ve bütün bunların başlangıcında çoğu zaman hayatımızdaki en önemsiz insanlardan biri vardır: Adını dahi bilmediğimiz bir yabancı.
Belki de trafik kavgasındaki en büyük zihinsel yanılgı, asıl mücadeleyi karşıdaki sürücüyle yaptığımızı sanmaktır. Oysa gerçek mücadele çoğu zaman insanın kendi öfkesiyle, gururuyla ve davranışını yönetme kapasitesiyle ilgilidir.
Direksiyon başındaki gerçek güç, başka aracın önünü kesebilmek değildir. Gerçek güç, bunu yapabilecek kadar öfkeliyken yapmamaktır.
Gerçek cesaret, kavgaya girmek değildir. “Beni korkak sanacak” düşüncesini önemsemeyecek kadar kendinden emin olabilmektir.
Ve trafik kavgasındaki gerçek zafer, karşıdaki yabancının “haddini bildiğini” düşünmesi değildir. Gerçek zafer, birkaç saniyelik anlamsız bir olayı hayatının geri kalanına taşımadan sağ salim evine dönebilmektir.
KAYNAKÇA VE SEÇİLMİŞ İÇTİHATLAR
1. Love, S.; Nicolls, M., “What Drives Road Rage? A Systematic Review on the Psychological Correlates of Aggressive Driving Behavior”, Journal of Safety Research, C.94, 2025, s.92–109. DOI: 10.1016/j.jsr.2025.06.014.
2. Oker, K. İ.; Budak, N.; Öz, B., “Letting Go While Driving: How Forgiveness Mediates the Relationship Between Self-Control and Displaced Aggression Behind the Wheel”, Transportation Research Part F: Traffic Psychology and Behaviour, C.119, 2026, 103611.
3. Wickens, C. M.; Wiesenthal, D. L.; Flora, D. B.; Flett, G. L., “Understanding Driver Anger and Aggression: Attributional Theory in the Driving Environment”, Journal of Experimental Psychology: Applied, C.17/4, 2011, s.354–370.
4. Eşiyok, B.; Yasak, Y.; Korkusuz, İ., “Trafikte Öfke İfadesi: Sürücü Öfke İfadesi Envanteri’nin Geçerlik ve Güvenilirliği”, Türk Psikiyatri Dergisi, C.18/3, 2007, s.231–243.
5. Lajunen, T.; Parker, D.; Summala, H., “Does Traffic Congestion Increase Driver Aggression?”, Transportation Research Part F: Traffic Psychology and Behaviour, C.2/4, 1999, s.225–236.
6. Ellison-Potter, P.; Bell, P.; Deffenbacher, J., “The Effects of Trait Driving Anger, Anonymity, and Aggressive Stimuli on Aggressive Driving Behavior”, Journal of Applied Social Psychology, C.31/2, 2001, s.431–443.
7. Hennessy, D. A., “Are Narcissists Really Angrier Drivers? An Examination of State Driving Anger Among Narcissistic Subtypes”, Transportation Research Part F, C.42, 2016, s.267–275.
8. Bushman, B. J.; Steffgen, G.; Kerwin, T.; Whitlock, T.; Weisenberger, J. M., “‘Don’t You Know I Own the Road?’ The Link Between Narcissism and Aggressive Driving”, Transportation Research Part F, C.52, 2018, s.14–20.
9. Deniz, P.; Lajunen, T.; Özkan, T.; Gaygısız, E., “Masculinity, Femininity, and Angry Drivers: Masculinity and Femininity as Moderators Between Driver Anger and Anger Expression Style Among Young Drivers”, Accident Analysis & Prevention, C.161, 2021, 106347.
10. Koltai, J.; Bierman, A.; Schieman, S., “Financial Circumstances, Mastery, and Mental Health: Taking Unobserved Time-Stable Influences into Account”, Social Science & Medicine, C.202, 2018, s.108–116.
11. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu; özellikle m.25, 29, 35, 81, 86–87, 106, 125, 151, 170, 179 ve 223.
12. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu; özellikle m.46.
13. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu; özellikle m.49, 54 ve 56.
14. 7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, kabul tarihi 24.12.2025, RG 25.12.2025.
15. 7574 sayılı Karayolları Trafik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, kabul tarihi 12.02.2026, RG 27.02.2026, S.33181.
16. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 01.04.2024, E.2023/7953, K.2024/2248.
17. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 06.02.2023, E.2022/6926, K.2023/309.
18. Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesi, 19.03.2013, E.2012/20377, K.2013/5001.
19. Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 25.05.2023, E.2023/1974, K.2023/10975.
20. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 09.02.2021, E.2017/22129, K.2021/3906 (trafik olayına özgü olmayıp silahla tehdidin gerçekleşme biçimine ilişkin genel içtihat kapsamında değerlendirilmiştir).
21. Anadolu Ajansı, 2026 yılı trafik bağlantılı kasten yaralama, tehdit ve hakaret olaylarına ilişkin polis sorumluluk bölgesi verileri (27 Şubat–28 Temmuz karşılaştırması).
22. Demirören Haber Ajansı, 5 Ağustos 2026 Adana/Sarıçam yol verme tartışması ve 25 Ağustos 2026 İstanbul/Şişli yol verme tartışmasına ilişkin haberler.
Yayın Notu: Mevzuat ve kaynaklar 20 Eylül 2026 tarihi itibarıyla günceldir.