AV. TANER ŞENTÜRK · HUKUKİ YAYIN

Kavala AHİM Kararı

Kavala AHİM Kararı; hukuki çerçevesi, uygulamadaki önemi ve güncel değerlendirmelerle Av. Taner Şentürk tarafından ele alınıyor.

· 54 dakika okuma · Av. Taner Şentürk

AİHM BÜYÜK DAİRE’NİN
KAVALA / TÜRKİYE (No. 2) KARARI

Kesin Hüküm, AİHM Kararlarının Bağlayıcılığı, Yeniden Yargılama,
Adil Yargılanma Hakkı ve Hukuk Devleti Ekseninde Kapsamlı Bir İnceleme

Av. Taner Şentürk

27 Ağustos 2026

İncelenen temel karar: Kavala v. Türkiye (No. 2), Başvuru No. 2170/24,
AİHM Büyük Daire, 25 Ağustos 2026 (kesin).

ÖZ

Bu çalışma, Osman Kavala hakkında 2017’den itibaren gelişen ceza muhakemesi sürecini ve bu süreçle bağlantılı ulusal ve uluslararası yüksek yargı kararlarını, 25 Ağustos 2026 tarihli AİHM Büyük Daire kararı merkezinde incelemektedir. İncelemenin amacı, kişisel veya siyasal bir kanaati doğrulamak değil; farklı yargı mercilerinin aynı olay ve delil bütününe ilişkin gerekçelerini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) güvenceleri, Türk Anayasası ve ceza muhakemesi hukuku bakımından karşılaştırmalı biçimde değerlendirmektir.[1]

Çalışmanın temel sonucu şudur: AİHM Büyük Daire’nin 2026 kararı, Türk ceza mahkemesinin hükmünü bir ulusal temyiz mahkemesi gibi teknik anlamda ortadan kaldıran bir karar değildir. Bununla birlikte karar, AİHS m.46 uyarınca Türkiye bakımından bağlayıcıdır; Mahkeme, Kavala’nın serbest bırakılmasını en erken mümkün tarihte sağlama ve mahkûmiyetin sonuçlarını ortadan kaldırma yükümlülüğünü açıkça ifade etmiş, söz konusu mahkûmiyeti Sözleşme hukuku perspektifinden “hükümsüz” kabul etmiştir. Türk hukukunda CMK m.311/1-f, AİHM’in kesinleşmiş ihlal kararının ceza hükmünün dayandığı ihlali tespit ettiği hâllerde yargılamanın yenilenmesini öngören doğrudan bir iç hukuk mekanizmasıdır. Bu nedenle tartışmanın düğüm noktası, “AİHM Yargıtay’ın yerine geçebilir mi?” sorusundan ziyade, bağlayıcı uluslararası hükmün iç hukukta hangi usulle ve ne hızla etkili giderime dönüştürüleceğidir.[2]

Bununla beraber makale, Büyük Daire çoğunluğunun yaklaşımını mutlaklaştırmamaktadır. Özellikle AYM önündeki iki bireysel başvurunun sonuçlanması beklenmeden Strasbourg incelemesine geçilmesi, subsidiarite ve iç hukuk yollarının tüketilmesi ilkesi bakımından ciddi bir tartışma yaratmıştır. Ortak karşıoy sahipleri, AYM’ye bireysel başvurunun yapısal olarak etkili bir yol olmaya devam ettiğini ve çoğunluğun somut olayda bu yolun tüketilmesini beklememesinin yerinde olmadığını savunmuştur. Bu karşıoy, kararın hukuki değerlendirmesinde dikkate alınması gereken gerçek ve güçlü bir karşı argümandır.[3]

Anahtar Kelimeler: Osman Kavala, AİHM, AİHS m.18, AİHS m.46, kişi hürriyeti, adil yargılanma, ifade özgürlüğü, toplantı özgürlüğü, ağırlaştırılmış müebbet, CMK m.311, yargılamanın yenilenmesi, Anayasa m.90, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay.

Kararın hüküm sonucunun eksiksiz okunabilmesi için ayrıca, Mahkemenin bazı şikâyetleri “ihlal yok” sonucuyla değil, diğer ihlal tespitleri içinde yeterince karşılandıkları gerekçesiyle ayrıca incelemeye gerek görmemesi; makul sürede yargılanma şikâyetinin ise tüketilmemiş iç hukuk yolu nedeniyle kabul edilemez bulunması ve AİHS m.41 uyarınca hükmedilen adil tatmin kalemleri ayrı başlıklar altında değerlendirilmiştir. Bu ayrımlar, kararın kapsamının olduğundan geniş veya dar gösterilmesini önlemek bakımından önemlidir.

ABSTRACT

This article examines the domestic criminal proceedings concerning Osman Kavala and the relevant Turkish and European high-court jurisprudence, with particular focus on the Grand Chamber judgment of 25 August 2026 in Kavala v. Türkiye (No. 2). It compares the reasoning of the Turkish Constitutional Court, the Court of Cassation and the European Court of Human Rights, and analyses the judgment’s implications for finality of judgments, reopening of criminal proceedings, judicial independence, the prohibition of misuse of restrictions under Article 18, and the binding force of Strasbourg judgments under Article 46. The article argues that the ECtHR does not formally quash a domestic conviction as an appellate court; however, its final judgment creates a binding obligation to secure release and erase the consequences of the conviction through domestic legal mechanisms, notably Article 311(1)(f) of the Turkish Code of Criminal Procedure. It also gives full weight to the dissenting position on exhaustion of constitutional remedies and subsidiarity. The revised analysis also distinguishes between complaints on which the Grand Chamber found violations, complaints it considered unnecessary to examine separately, and the reasonable-time complaint declared inadmissible for non-exhaustion. It further addresses the just-satisfaction award under Article 41 and explains why monetary compensation does not replace the individual measures required under Article 46.

Keywords: Osman Kavala, ECtHR, Article 18, Article 46, fair trial, rule of law, reopening, Turkish Constitutional Court, Court of Cassation.

ÇALIŞMANIN KAPSAMI VE YÖNTEMİ

Bu çalışma 27 Ağustos 2026 itibarıyla erişilebilen kaynaklar esas alınarak hazırlanmıştır. Kaynaklar arasında öncelik sırası; (i) AİHM’in 2019, 2022 ve 2026 tarihli kararları, (ii) AYM’nin Kavala hakkında verdiği 2019 ve 2020 tarihli kararlar ile 2026 AİHM kararında aktarılan derdest bireysel başvuru bilgileri, (iii) İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay 3. Ceza Dairesi kararları, (iv) Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi belgeleri, (v) ilgili anayasal ve yasal hükümler ve (vi) hakemli akademik yayınlar şeklindedir. Haber kaynakları kronoloji veya kamuya açık gelişmenin teyidi için yardımcı nitelikte kullanılmış; hukuki sonuçlar mümkün olduğu ölçüde birincil kaynaklara dayandırılmıştır.[4]

Metinde “AİHM Kavala’yı beraat ettirdi” veya “AİHM Türk mahkûmiyet kararını iptal etti” gibi hukuken özensiz formüllerden kaçınılmıştır. Mahkemenin 2026 hükmü, mahkûmiyeti Sözleşme hukuku bakımından hükümsüz saymakta ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasını istemektedir; buna karşılık Türk hukukundaki mahkûmiyet hükmünün usulen ortadan kaldırılması, iç hukuk organlarının karar ve işlemleriyle gerçekleşecektir. Bu ayrım, uluslararası yükümlülüğün gücünü azaltmadığı gibi ulusal usul hukukunun rolünü de ortadan kaldırmaz.

Yöntemsel İlke

Bir yargı kararını objektif incelemek, yalnız hüküm sonucunu aktarmak değil; çoğunluk gerekçesini, karşıoyu, Hükûmetin savunmasını, ulusal yüksek mahkemelerin gerekçesini ve uygulanabilir karşı argümanları aynı hukuki standart içinde tartmaktır.

Okuma yöntemi bakımından metin üç düzeyi birbirinden ayırır: (i) Hükûmetin ve ulusal mahkemelerin ileri sürdüğü hukuki tezler, (ii) AİHM çoğunluğunun bağlayıcı karar gerekçesi ve (iii) yazarın bu iki yaklaşımı karşılaştıran akademik değerlendirmesi. Bir görüşün Mahkeme tespiti mi, ulusal tez mi yoksa yazar yorumu mu olduğu mümkün olduğunca açık ifade edilmiş; özellikle tartışmalı alanlarda kararın paragraf numaralarına noktasal atıflar artırılmıştır.

İÇİNDEKİLER

1. Giriş: Kavala Dosyasının Hukuki Niteliği ve İnceleme Soruları

2. İç Hukuk ve Strasbourg Sürecinin Kronolojisi

3. İlk Anayasa Mahkemesi Kararı (2019): Tutuklulukta Kuvvetli Belirti Tartışması

4. AİHM’in 10 Aralık 2019 Tarihli Kavala/Türkiye Kararı

5. Tahliye, Yeniden Tutuklama ve İkinci AYM Kararı (2020)

6. 2022 Mahkûmiyet Hükmü, İstinaf ve Yargıtay 3. Ceza Dairesi Kararı

7. AİHS m.46/4 İhlal Prosedürü ve 11 Temmuz 2022 Büyük Daire Kararı

8. Kavala/Türkiye (No. 2): Kabul Edilebilirlik, AYM ve Subsidiarite

9. AİHS m.10 ve m.11: Sivil Toplum Faaliyetleri, Şiddet ve TCK m.312

10. AİHS m.6: Adil Yargılanma, Savunma Hakkı, Bağımsızlık ve Tarafsızlık

11. AİHS m.5: Hüküm Öncesi ve Hüküm Sonrası Özgürlükten Yoksun Bırakma

12. AİHS m.18: Hak Kısıtlamalarının Amaç Dışı Kullanılması

13. AİHS m.3: İndirilemez Ağırlaştırılmış Müebbet Sorunu

14. Hüküm Sonucu, Ayrıca İncelenmeyen Şikâyetler ve AİHS m.41 Adil Tatmin

15. AİHS m.46: Serbest Bırakma, Mahkûmiyetin Sonuçlarının Giderilmesi ve Genel Tedbirler

16. Türk Hukukunda Uygulama: Anayasa m.90 ve CMK m.311/1-f

17. Kesin Hüküm, Hukuki Güvenlik ve Restitutio in Integrum

18. Hükûmetin ve Ulusal Mahkemelerin Tezleri Karşısında AİHM’in Gerekçesi

19. Karşıoyların Değeri ve Kararın Tartışmalı Yönleri

20. Akademik Literatür Işığında Kavala Dosyası

21. Objektif Toplu Değerlendirme

22. Sonuç

Ek I. Kronoloji

Ek II. Yüksek Yargı Kararları Karşılaştırma Matrisi

Kaynakça ve Kararlar

1. GİRİŞ: KAVALA DOSYASININ HUKUKİ NİTELİĞİ VE İNCELEME SORULARI

Osman Kavala dosyası, tek bir tutuklama veya tek bir ceza hükmünden ibaret değildir. Dosya; aynı maddi olay çevresinde değişen suç vasıfları, beraat ve yeniden tutuklama kararları, birden fazla anayasal bireysel başvuru, AİHM’in önce bir ihlal kararı, ardından AİHS m.46/4 kapsamında devletin önceki karara uymadığını tespit eden olağanüstü nitelikte bir Büyük Daire kararı ve nihayet 2026’da doğrudan nihai mahkûmiyet ile yargılamanın bütününü inceleyen yeni bir Büyük Daire hükmünden oluşan çok katmanlı bir süreçtir. Bu nedenle dosya, Türk ceza muhakemesi ile Avrupa insan hakları hukukunun kesişiminde istisnai bir laboratuvar niteliğindedir.

Hukuki tartışmayı sağlıklı kurmak için dört soruyu birbirinden ayırmak gerekir. Birincisi, Kavala hakkında başlangıçta uygulanan tutuklama tedbirleri bakımından makul/kuvvetli suç şüphesinin bulunup bulunmadığıdır. İkincisi, Gezi Parkı olayları bağlamında TCK m.312 kapsamında kurulan nihai mahkûmiyetin maddi ve usuli dayanaklarının Sözleşme standartlarıyla bağdaşıp bağdaşmadığıdır. Üçüncüsü, AİHM’in kesin kararlarının Türkiye’de hangi hukuki araçlarla yerine getirileceğidir. Dördüncüsü ise, ulusal anayasa yargısının ve Strasbourg sisteminin subsidiarite ilişkisi içinde hangi noktada devreye girmesi gerektiğidir.

Bu soruların cevapları aynı değildir. Örneğin ulusal bir mahkemenin delilleri mahkûmiyet için yeterli görmesi, tek başına AİHM’in “dördüncü derece mahkemesi” gibi delilleri yeniden tartmasını gerektirmez. Buna karşılık AİHM, delillerin değerlendirilme biçimi keyfîlik, öngörülemez ceza hukuku yorumu, savunmanın esaslı biçimde sınırlandırılması veya mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı bakımından Sözleşme güvencelerinin özünü etkilediğinde inceleme yapabilir. 2026 kararı tam olarak bu eşik üzerinden kurulmuştur.[5]

2. İÇ HUKUK VE STRASBOURG SÜRECİNİN KRONOLOJİSİ

Kronoloji, hukuki değerlendirme bakımından önemlidir; zira AİHM’in 2019, 2022 ve 2026 kararları birbirinin tekrarı değildir. Her karar farklı bir usulî bağlamda ve farklı hukuki soruya cevap vermiştir.

Tarih

Hukuki Gelişme

18 Ekim 2017

Kavala gözaltına alındı; özgürlüğünden yoksun bırakılma kesintisiz biçimde devam etti.

1 Kasım 2017

Gezi Parkı olayları bakımından TCK m.312 ve 15 Temmuz teşebbüsü bağlamında TCK m.309 şüpheleriyle tutuklama.

29 Aralık 2017

AYM’ye ilk bireysel başvuru.

22 Mayıs 2019

AYM Genel Kurulu, B. No. 2018/1073: kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bakımından ihlal olmadığına karar verdi.

10 Aralık 2019

AİHM, Kavala/Türkiye: AİHS m.5/1 ve m.18 ile bağlantılı ihlaller; ayrıca m.5/4 ihlali; derhal serbest bırakma yönünde m.46 tedbiri.

18 Şubat 2020

Gezi davasında beraat ve tahliye kararı; fiilî tahliye gerçekleşmeden başka soruşturma kapsamında gözaltı.

19 Şubat 2020

TCK m.309 kapsamında yeniden tutuklama.

9 Mart 2020

TCK m.328 kapsamında siyasal/askerî casusluk suçundan ayrıca tutuklama.

29 Aralık 2020

AYM Genel Kurulu, B. No. 2020/13893: ikinci başvuruda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediği.

22 Ocak 2021

İstanbul BAM, 18 Şubat 2020 tarihli Gezi beraatini kaldırdı.

25 Nisan 2022

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi: TCK m.312’den ağırlaştırılmış müebbet; casusluktan beraat.

9 Haziran 2022

AYM’ye mahkûmiyet öncesi/özgürlük şikâyetleriyle bağlantılı bireysel başvuru; 2026 AİHM kararında derdest olduğu kaydedildi.

11 Temmuz 2022

AİHM Büyük Daire, AİHS m.46/4 prosedüründe Türkiye’nin 2019 kararına uyma yükümlülüğünü ihlal ettiğine karar verdi.

28 Aralık 2022

İstanbul BAM, mahkûmiyete yönelik istinaf başvurusunu esastan reddetti.

28 Eylül 2023

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E.2023/12611, K.2023/6359: Kavala yönünden mahkûmiyeti onadı.

24 Ekim 2023

AYM’ye nihai mahkûmiyet ve özgürlükten yoksun bırakma ile bağlantılı yeni bireysel başvuru; 2026 AİHM kararında derdest olduğu kaydedildi.

18 Ocak 2024

Kavala/Türkiye (No. 2), B. No. 2170/24 başvurusu AİHM’e yapıldı.

30 Nisan–15 Mayıs 2024

Yargılamanın yenilenmesi talebi; İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince CMK m.311 koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle reddedildi.

25 Mart 2026

AİHM Büyük Daire duruşması.

25 Ağustos 2026

AİHM Büyük Daire, Kavala/Türkiye (No. 2): AİHS m.3, m.5/1, m.6/1, m.10, m.11 ve m.18 yönünden ihlaller; serbest bırakma ve mahkûmiyet sonuçlarını giderme tedbirleri.

Bu kronoloji iki temel noktayı gösterir. İlk olarak, 2019 AİHM kararı nihai mahkûmiyet hakkında verilmiş bir temyiz kararı değildir; o tarihte esas olarak tutukluluğun makul şüphe temeli ve tedbirin amacı incelenmiştir. İkinci olarak, 2022 kararı yeni bir bireysel başvurunun esasına ilişkin klasik ihlal kararı değil, AİHS m.46/4 kapsamında 2019 kararının yerine getirilip getirilmediğini denetleyen istisnai bir icra prosedürüdür. 2026 kararı ise nihai mahkûmiyet ve yargılamanın bütünü hakkında bağımsız yeni şikâyetleri esastan ele almıştır.[6]

3. İLK ANAYASA MAHKEMESİ KARARI (2019): TUTUKLULUKTA KUVVETLİ BELİRTİ TARTIŞMASI

AYM Genel Kurulu, Mehmet Osman Kavala (B. No. 2018/1073, 22.05.2019) başvurusunda, tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olduğu iddiasını Anayasa m.19 çerçevesinde inceledi ve ihlal bulunmadığı sonucuna ulaştı. AYM’nin yaklaşımında, Gezi Parkı olaylarının şiddet içeren boyutuna ilişkin genel bağlam ile Kavala’ya atfedilen telefon görüşmeleri, lojistik ve mali destek iddiaları ve olayların örgütlenmesi/duyurulmasıyla bağlantılı faaliyetler birlikte değerlendirilerek suç işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunduğu kabul edildi.[7]

Bu karar, daha sonraki Strasbourg içtihadıyla doğrudan bir metodoloji farkı ortaya koymuştur. AYM, tutuklamanın başlangıç eşiğini değerlendirirken olayların genel şiddet bağlamı ile başvurucuya atfedilen faaliyetler arasında yeterli bir bağlantı görmüştür. AİHM ise 2019’da ve çok daha ayrıntılı olarak 2026’da, başvurucunun bizzat şiddete katılımı, şiddete çağrısı, şiddet faillerine yön vermesi veya şiddetle nedensel bağ kurması bakımından somutlaştırmanın yetersiz kaldığı sonucuna varmıştır. Dolayısıyla iki yüksek mahkeme arasındaki ayrılık, yalnız “delil var/yok” düzeyinde değil; hangi olgunun hangi suç unsurunu ne ölçüde bireyselleştirmesi gerektiği noktasındadır.

AYM’nin 2019 kararının değeri, ulusal anayasal denetimin o tarihteki değerlendirmesini göstermesidir. Bu kararın sonradan AİHM tarafından farklı değerlendirilmiş olması, AYM kararını tarihsel olarak yok saymaz; buna karşılık AİHM kararlarının Türkiye bakımından doğurduğu uluslararası yükümlülük de AYM’nin önceki ihlal olmadığı kararına dayanılarak ortadan kaldırılamaz. Her iki karar kendi yetki alanı içinde incelenmeli, sonraki bağlayıcı kararların giderim sonuçları ayrıca ele alınmalıdır.

4. AİHM’İN 10 ARALIK 2019 TARİHLİ KAVALA/TÜRKİYE KARARI

AİHM’in 10 Aralık 2019 tarihli Kavala/Türkiye (B. No. 28749/18) kararı, dosyanın Strasbourg boyutundaki ilk dönüm noktasıdır. Mahkeme, AİHS m.5/1(c) bakımından tutuklamayı haklı kılacak “makul şüphe” eşiğinin sağlanmadığını; m.5/4 bakımından AYM’nin tutukluluk şikâyetini inceleme süresinin yeterince süratli olmadığını; m.18 ile m.5/1 birlikte ele alındığında ise özgürlükten yoksun bırakmanın Sözleşme’de izin verilen amacın ötesinde, başvurucuyu susturma ve insan hakları savunucuları üzerinde caydırıcı etki yaratma yönünde amaç taşıdığını tespit etti. Mahkeme m.46 kapsamında, ihlalin devamını önlemek için başvurucunun derhal serbest bırakılmasını gerekli gördü.[8]

2019 kararının sınırını vurgulamak gerekir: Mahkeme o aşamada Gezi davasındaki nihai mahkûmiyet hükmünün “suçun sabit olup olmadığı” bakımından temyizini yapmadı; çünkü henüz böyle bir kesin mahkûmiyet yoktu. İnceleme, esas olarak tutuklamanın dayandığı şüphelerin niteliğine ve tedbirin Sözleşme bakımından meşru amaçla kullanılıp kullanılmadığına ilişkindir. Bu ayrım, 2022 ve 2026 kararlarının hukuki işlevlerini anlamak için kritiktir.

Mahkemenin m.18 tespiti, sıradan bir ölçülülük ihlalinden daha ağırdır. Madde 18, bir hakkın Sözleşme’de öngörülen sınırlandırma rejimi görünümü altında başka ve baskın bir amaç için kısıtlanmasını yasaklar. Bu nedenle 2019 kararındaki m.18 sonucu, daha sonraki icra tartışmasının merkezine yerleşmiştir: Eğer tutuklama ve suçlamalar belirli bir olgusal çekirdek bakımından amaç dışı kullanımla sakatlanmışsa, devletin aynı olguları farklı bir hukuki etiketle yeniden kullanmasının önceki ihlali giderip gidermediği ayrıca sorgulanır.

5. TAHLİYE, YENİDEN TUTUKLAMA VE İKİNCİ AYM KARARI (2020)

18 Şubat 2020’de Gezi Parkı davasında beraat ve tahliye kararı verilmesine rağmen Kavala fiilen serbest kalmadı; aynı gün başka soruşturma kapsamında gözaltına alındı, 19 Şubat 2020’de anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs, 9 Mart 2020’de ise siyasal veya askerî casusluk suçundan tutuklandı. Bu yeni hukuki nitelendirmeler, 2019 AİHM kararının icrası bakımından daha sonra temel uyuşmazlık konusu hâline geldi.

AYM Genel Kurulu, Mehmet Osman Kavala (2) (B. No. 2020/13893, 29.12.2020) kararında yeni tutukluluk şikâyetlerini inceleyerek yine ihlal olmadığı sonucuna vardı. AYM, özellikle casusluk şüphesine ilişkin temas ve iletişim olgularını, soruşturma makamlarının değerlendirmesini ve suçun niteliğini dikkate alarak kuvvetli belirti ve tutuklama nedenleri bakımından anayasal eşiğin aşılmadığı kanaatine ulaşmadı. Bu karar, AİHM’in daha sonra 2022 m.46/4 prosedüründe “yeni suç vasfı gerçekten yeni olgulara mı dayanıyor?” sorusuyla karşılaştırıldı.[9]

Burada objektif değerlendirme bakımından iki farklı yargısal bakışı açıkça ayırmak gerekir. AYM, ulusal soruşturmanın somut olgularını suç şüphesini destekleyebilecek bir bütün olarak değerlendirmiştir. AİHM Büyük Daire ise 2022’de, casusluk isnadının dayandığı olguların önemli ölçüde önceki kararda incelenmiş veya aynı sivil toplum faaliyetlerinden türetilmiş olmasını belirleyici görmüş ve bunların 2019 hükmünün gerektirdiği restitutio in integrum sonucunu değiştirecek esaslı yeni olgular olmadığı sonucuna ulaşmıştır.

6. 2022 MAHKÛMİYET HÜKMÜ, İSTİNAF VE YARGITAY 3. CEZA DAİRESİ KARARI

6.1. İlk derece ve istinaf

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 25 Nisan 2022’de Kavala’yı TCK m.312 kapsamında “Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm etti; siyasal veya askerî casusluk suçundan ise beraat kararı verdi. Mahkûmiyetin ana teorisi, Kavala’nın Gezi Parkı olaylarında doğrudan şiddet faili olmasından ziyade olayların planlanması, koordinasyonu, lojistik ve finansal destek süreçleri ile ulusal/uluslararası temaslarda stratejik rol üstlendiği ve bu rolün ortaya çıkan şiddetle ceza hukuku bakımından ilişkilendirilebileceği yönündeydi. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi 28 Aralık 2022’de istinaf başvurusunu esastan reddetti.

6.2. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E.2023/12611, K.2023/6359

Yargıtay 3. Ceza Dairesi 28 Eylül 2023 tarihli kararında Kavala yönünden mahkûmiyeti onadı. Daire, yargılama sürecindeki işlemlerin hukuka uygun biçimde yapıldığını, delillerin hukuka uygun elde edildiğini, iddia ve savunmaların gerekçeli kararda tartışıldığını ve mahkûmiyetin dosyadaki delillerle desteklendiğini kabul etti. Buna karşılık aynı dosyada bazı diğer sanıklar yönünden mahkûmiyetler, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesiyle bozuldu. Böylece Yargıtay, dosyayı topluca onamak yerine sanıklar arasında delil farklılaştırması yaptığını ortaya koydu.[10]

Yargıtay’ın yaklaşımı, AİHM’in “dördüncü derece mahkemesi” olmadığı yönündeki Hükûmet savunmasının da temelini oluşturur: Ulusal yüksek mahkeme, maddi olayın ve suç vasfının belirlenmesinde Türk ceza hukukunun son yorum mercilerinden biridir ve Strasbourg’un salt delil takdiri farklılığı nedeniyle mahkûmiyeti yeniden değerlendirmemesi gerekir. Bu argüman ilke olarak doğrudur. Nitekim AİHM de kural olarak ulusal mahkemelerin delil değerlendirmesinin yerine kendi değerlendirmesini koymaz. 2026 kararında belirleyici olan, Büyük Daire’nin uyuşmazlığı salt “delilin ağırlığı” değil; ceza normunun öngörülemez genişletilmesi, şiddetle kişisel bağın kurulmamış olması, savunma taleplerinin ele alınışı ve mahkemelerin bağımsızlığı/tarafsızlığı bakımından Sözleşme’nin özüne dokunan bir mesele olarak görmesidir.

7. AİHS m.46/4 İHLAL PROSEDÜRÜ VE 11 TEMMUZ 2022 BÜYÜK DAİRE KARARI

AİHS m.46/4, Avrupa Konseyi sisteminde son derece istisnai bir mekanizmadır. Bakanlar Komitesi, bir devletin AİHM’in kesin kararına uyma yükümlülüğünü yerine getirmediği kanaatine varırsa, nitelikli çoğunlukla meseleyi Mahkeme’ye götürebilir. Kavala dosyası, Ilgar Mammadov/Azerbaycan sonrasında bu yolun kullanıldığı ikinci örneklerden biri olmuştur.[11]

Büyük Daire 11 Temmuz 2022’de 16’ya karşı 1 oyla Türkiye’nin AİHS m.46/1 kapsamındaki 2019 kararına uyma yükümlülüğünü ihlal ettiğine karar verdi. Mahkemenin kritik tespiti, daha sonra ileri sürülen casusluk şüphesinin önceki kararda incelenen maddi olgulardan esaslı biçimde farklı yeni olgulara dayanmadığı; suç vasfının değişmesinin tek başına 2019 ihlalinin sonuçlarını ortadan kaldırmadığı yönündeydi. Mahkeme, 2019 kararında m.18 ile m.5 birlikte tespit edilen ihlalin, o olgusal çekirdekten doğan tedbirleri sakatladığını ve sonraki iç hukuk sürecinin ihlalin temel sorunlarını gidermediğini değerlendirdi.[12]

2022 kararının yetki sınırı da önemlidir. Bu prosedür yeni bir bireysel başvurunun tüm ihlal iddialarını yeniden açmaz; Mahkeme açıkça, m.46/4 incelemesinin ilk kararın icrasına ilişkin olduğunu ve bu yolla ayrıca yeni m.5 veya m.18 ihlalleri için tazminat hükmü kurulamayacağını belirtti. Bu nedenle 2026’daki Kavala/Türkiye (No. 2) başvurusu hukuken gereksiz bir tekrar değil, 2019 sonrasında gelişen nihai mahkûmiyet ve yargılamanın bütününü yeni şikâyetler çerçevesinde inceleyen bağımsız bir davadır.

8. KAVALA/TÜRKİYE (No. 2): KABUL EDİLEBİLİRLİK, AYM VE SUBSİDİARİTE

8.1. Hükûmetin itirazı

Hükûmet, 2026 davasında başvurucunun AYM’de derdest iki bireysel başvurunun sonucunu beklemeden Strasbourg’a gitmesini AİHS m.35/1’deki iç hukuk yollarının tüketilmesi şartına aykırı buldu. Savunmada AYM’ye bireysel başvurunun AİHM içtihadında kural olarak etkili bir iç hukuk yolu kabul edildiği, ihlal kararlarının çok yüksek oranda yerine getirildiği ve bazı münferit icra sorunlarının bütün mekanizmayı etkisiz kılmayacağı ileri sürüldü. Hükûmet ayrıca başvurucunun hükümlü statüsüne geçtiğini, bu nedenle özgürlük şikâyetinin klasik tutukluluk aciliyetiyle aynı düzeyde olmadığını savundu.[13]

8.2. Büyük Daire çoğunluğunun yaklaşımı

Büyük Daire çoğunluğu, AYM bireysel başvurusunun Türkiye’de genel olarak etkili bir hukuk yolu olma niteliğini reddetmedi. Aksine karar, AYM’yi ulusal hak koruma sisteminin temel taşı olarak nitelendirdi. Ancak Kavala dosyasının olağanüstü koşullarında; kesintisiz ve çok uzun özgürlükten yoksun bırakma, 2019 ve 2022 Strasbourg kararlarının uygulanmamış olması, daha önceki tahliye/beraat kararlarının fiilî serbestliğe dönüşmemesi ve AYM’deki iki başvurunun uzun süre sonuçlanmaması birlikte ele alınarak başvurucunun daha fazla beklememesi mazur görüldü. Bu nedenle çoğunluk, somut olay bakımından Hükûmetin tüketilmeme itirazını reddetti.[14]

Bu nokta genellenmemelidir. Karar, “AYM artık etkisizdir ve Türkiye’den Strasbourg’a başvuracak herkes AYM’yi atlayabilir” sonucu doğurmamaktadır. Mahkeme açıkça değerlendirmesini somut olayın özel koşullarıyla sınırlamıştır. Nitekim kararın m.46 kısmında da AYM kararlarına tam uyumun hukuk devleti bakımından vazgeçilmez olduğu ve AYM’nin ulusal koruma sistemindeki merkezi rolü vurgulanmıştır.

8.3. Karşıoy: subsidiarite bakımından ciddi bir itiraz

Yargıçlar Vehabović ve Yüksel ortak karşıoyda, AYM’ye bireysel başvurunun yapısal olarak etkili bir hukuk yolu olduğuna ilişkin yerleşik Strasbourg yaklaşımının korunması gerektiğini ve Kavala’nın derdest bireysel başvuruları sonuçlanmadan AİHM’in esasa girmemesi gerektiğini savundu. Yargıç Yüksel ek karşıoyunda, özellikle ikinci AYM başvurusunun süresinin önceki Strasbourg içtihadında “açıkça aşırı” sayılan sürelerle karşılaştırıldığında tüketim şartını kaldıracak seviyede olmadığını; ayrıca indirilemez müebbet şikâyetinin iç hukukta yeterince ileri sürülmediğini belirtti.[15]

Bu karşıoy, kararın en tartışılabilir alanlarından biridir. Subsidiarite ilkesi, insan haklarını ilk sırada koruma sorumluluğunu ulusal makamlara verir. Buna karşılık bir hukuk yolunun teorik olarak mevcut olması, somut olayda zamanında ve etkili giderim sağlayabileceği anlamına gelmeyebilir. Çoğunluk ile karşıoy arasındaki gerçek hukuki anlaşmazlık da burada yatmaktadır: sorun AYM kurumunun genel meşruiyeti değil, Kavala’nın özel koşullarında beklemenin hâlâ makul bir giderim beklentisi sunup sunmadığıdır.

9. AİHS m.10 VE m.11: SİVİL TOPLUM FAALİYETLERİ, ŞİDDET VE TCK m.312

9.1. Hükûmetin ve ulusal mahkemelerin tezi

Hükûmet, Kavala’ya isnat edilen fiillerin barışçıl ifade veya toplantı faaliyetleri olarak değil; şiddete dönüşen Gezi olaylarının organizasyonu, koordinasyonu ve finansmanında merkezî rol oynayan bir bütün olarak ele alınması gerektiğini savundu. Bu görüşe göre telefon kayıtları, mali ve teknik raporlar, tanık anlatımları, temaslar ve lojistik faaliyetler birlikte değerlendirildiğinde TCK m.312’nin uygulanması keyfî değil; şiddet yoluyla hükûmeti ortadan kaldırmaya teşebbüs suçunun somut olayda ulusal mahkemelerce yorumlanmasıdır. Strasbourg’un bu değerlendirmeyi yeniden yapması “dördüncü derece” denetimine dönüşme riski taşır.

9.2. Büyük Daire’nin hukukilik ve öngörülebilirlik analizi

Büyük Daire, ilk derece mahkemesinin Kavala’yı bizzat şiddet eylemi gerçekleştirmek, doğrudan maddi zarar vermek veya şiddete açıkça çağırmakla suçlamadığını özellikle vurguladı. Mahkûmiyet, daha çok stratejik rol, planlama/koordinasyon ve olayların seyri üzerindeki iddia edilen etkiden hareketle üçüncü kişilerin şiddetinin başvurucuya dolaylı biçimde isnat edilmesine dayanıyordu. AİHM, TCK m.312’nin bu şekilde uygulanmasının ceza normunun kapsamını başvurucu aleyhine öngörülemez biçimde genişlettiği ve keyfî müdahaleye karşı asgari korumayı sağlamadığı sonucuna vardı.[16]

Mahkeme bu nedenle müdahalenin AİHS m.10/2 ve m.11/2 anlamında “kanunla öngörülmüş” sayılamayacağına karar verdi. Bu sonuca ulaştıktan sonra meşru amaç ve demokratik toplumda gereklilik testlerini ayrıca incelemeye ihtiyaç görmedi. Hukuk tekniği bakımından bu önemlidir: ihlal, yalnız cezanın ağır veya orantısız bulunmasına değil, ceza normunun somut olayda öngörülebilirlik sınırını aşan yorumuna dayandırılmıştır.[17]

Buradaki kritik mesele, barışçıl sivil toplum faaliyeti yapan kişinin hiçbir koşulda ağır bir anayasal düzene karşı suç işleyemeyeceği değildir. Böyle bir mutlak dokunulmazlık yoktur. Bir sivil toplum aktörü şiddetin planlanmasına, yönlendirilmesine veya icrasına somut biçimde katılırsa ceza sorumluluğu doğabilir. AİHM’in tespiti daha dar ve teknik niteliktedir: Bu somut mahkûmiyette, korunan faaliyetlerle şiddet unsuru arasında ceza hukukunun öngörülebilirlik ve bireyselleştirme gereklerini karşılayan bağ kurulmadığı kanaatine varılmıştır.

10. AİHS m.6: ADİL YARGILANMA, SAVUNMA HAKKI, BAĞIMSIZLIK VE TARAFSIZLIK

10.1. Delillerin bireyselleştirilmesi ve gerekçe

AİHM, adil yargılanma hakkı bakımından ulusal mahkemelerin suçun maddi unsuru olan cebir ve şiddet ile Kavala’nın kişisel faaliyetleri arasındaki nedensel bağı yeterince açıklamadığını değerlendirdi. Mahkûmiyetin büyük ölçüde bağlamsal ve yeterince bireyselleştirilmemiş çıkarımlara dayandığı; başvurucunun genel hipotezleri çürütmek zorunda bırakıldığı, oysa suçun maddi ve manevi unsurlarını makul şüphe ötesinde ispat yükünün iddia makamında bulunduğu belirtildi. Büyük Daire, bu yaklaşımı yalnız “yanlış delil değerlendirmesi” değil, yargılamanın sonucunu açıkça sorunlu hâle getiren keyfî ve öngörülemez ceza hukuku yorumu olarak gördü.[18]

10.2. Savunma tanıklarının dinlenmemesi

Savunmanın, olayların ve Kavala’nın temaslarının niteliğini açıklayabilecek bazı önemli tanıkların dinlenmesi taleplerinin kalıp gerekçelerle reddedildiği; bu retlerin başka usulî güvencelerle dengelenmediği ve istinaf/Yargıtay denetiminde etkili biçimde telafi edilmediği de ihlal analizinde yer aldı. AİHS m.6/3(d) bağlamındaki tanık dinletme güvencesi, her talep edilen tanığın mutlaka dinleneceği anlamına gelmez; ancak mahkemenin, savunma açısından açıkça ilgili ve önemli bir tanığı neden gereksiz gördüğünü somutlaştırması beklenir.

10.3. Bağımsızlık ve tarafsızlık

Büyük Daire, davanın farklı mahkemeler arasında gidip gelmesi, 2020 beraatinden sonra yargıçlar hakkında yürütülen disiplin süreci, karar aşamasında heyette bulunan bir hâkimin geçmiş siyasi bağlantıları, yüksek düzeyli kamu açıklamaları ve Türkiye’de hâkimlerin atanma, nakil ve disiplin rejimine ilişkin daha geniş yapısal tartışmaları birlikte değerlendirdi. Bu unsurların tek başına her bir yargıcın bağımsız olmadığını kanıtlamadığı; fakat bütün hâlinde objektif gözlemci bakımından ciddi kuşkular doğurduğu sonucuna vardı.[19]

Kararın objektif okunması açısından çok önemli bir sınırlama vardır: AİHM, Kavala lehine verilmiş ulusal kararların da bulunduğunu hatırlatarak Türk yargısının tamamının bağımsızlığını kategorik olarak reddetmenin orantısız olacağını ve yargının yürütmenin doğrudan talimatıyla hareket ettiği sonucunun kurulamayacağını açıkça söyledi. Yüksek düzeyli siyasi açıklamaların da tek başına amaç dışı kullanımın ispatına yetmeyeceğini belirtti. Buna rağmen bu unsurların, dosyadaki diğer usulî sorunlarla ve daha geniş bağlamla birlikte objektif kuşkuyu güçlendirdiğini kabul etti. Bu nüans, kararın siyasallaştırılmış özetlerinde çoğu zaman kaybolmaktadır.[20]

11. AİHS m.5: HÜKÜM ÖNCESİ VE HÜKÜM SONRASI ÖZGÜRLÜKTEN YOKSUN BIRAKMA

11.1. Hüküm öncesi dönem

2026 Büyük Daire, 2019 sonrasındaki özgürlükten yoksun bırakmayı bir bütün olarak ele aldı. Mahkeme, daha önceki tespitlerle birlikte değerlendirdiğinde, farklı suç vasıfları altında sürdürülen tutukluluğun makul şüphe ve meşru amaç bakımından sorunlu olduğunu; makamların önceki tahliye/ihlal sonuçlarının fiilî etkisini bertaraf edecek alternatif hukuki dayanaklar üretmiş göründüğünü kabul etti. Bu nedenle hüküm öncesi dönem m.5/1(c) bakımından Sözleşme’ye aykırı bulundu.

11.2. Hüküm sonrası dönem ve “flagrant denial of justice”

Normal koşullarda kesinleşmiş veya uygulanabilir bir mahkûmiyet üzerine özgürlükten yoksun bırakma AİHS m.5/1(a) bakımından hukuka uygundur. AİHM’in yerleşik yaklaşımında istisna, mahkûmiyete götüren yargılamanın adaletin açık ve ağır biçimde inkârı —“flagrant denial of justice”— seviyesine ulaşmasıdır. Bu eşik sıradan usul hatasından çok daha yüksektir; adil yargılanma hakkının özünü ortadan kaldıran nitelikte bozukluk gerektirir.[21]

Büyük Daire, Kavala’nın 25 Nisan 2022 tarihli mahkûmiyetine götüren sürecin bu çok yüksek eşiğe ulaştığını kabul etti. Böylece mahkûmiyet sonrasındaki özgürlükten yoksun bırakmanın da m.5/1(a) bakımından “hukuka uygun” sayılamayacağı sonucuna vardı. Bu, kararın doktriner olarak en ağır tespitlerinden biridir; zira AİHM her adil yargılanma ihlalini otomatik olarak m.5 ihlaline dönüştürmez. Burada m.6’daki bozuklukların nitelik ve yoğunluğu, özgürlükten yoksun bırakmanın hukuki temelini de Sözleşme bakımından sakatlamıştır.

12. AİHS m.18: HAK KISITLAMALARININ AMAÇ DIŞI KULLANILMASI

AİHS m.18, Sözleşme’de izin verilen sınırlamaların öngörüldükleri amaçtan başka bir amaç için kullanılmasını yasaklar. Modern Strasbourg içtihadında m.18, özellikle devlet gücünün ceza hukuku veya özgürlük tedbirleri aracılığıyla siyasal veya başka baskın amaçlarla kullanılmasının denetiminde önem kazanmıştır. Bununla birlikte m.18 ihlali, her hukuka aykırı tutuklama veya her adil yargılanma ihlalinden otomatik olarak çıkmaz; Mahkeme, amaç dışı kullanımın baskın olduğunu güvenilir ve yeterli bağlam/delil bütünüyle ortaya koymalıdır.[22]

2026 Büyük Daire, 2019’daki m.18 bulgusunu yeni gelişmelerden kopuk görmedi. Suç vasıflarının değişmesi, yargılamadaki ciddi eksiklikler, sivil toplum faaliyetlerinin suçun maddi unsuruna dönüştürülme biçimi, kamu açıklamaları ve önceki AİHM kararlarının uygulanmaması birlikte ele alındı. Mahkeme, kovuşturmanın, devam eden tutukluluğun ve mahkûmiyetin baskın biçimde Kavala’yı Gezi Parkı gösterilerindeki rolü ve insan hakları savunucusu olarak ifade ettiği görüşler nedeniyle cezalandırmak ve susturmak amacı taşıdığı sonucuna vardı. Bu kez m.18, yalnız m.5 ile değil; m.5/1, m.6/1, m.10 ve m.11 ile bağlantılı olarak ihlal edildi.[23]

Bu geniş bağlantı, m.18 doktrini açısından dikkat çekicidir. Madde 18 geleneksel olarak belirli haklara getirilen sınırlamaların amaç dışı kullanımını denetlerken, 2026 kararı yargılama, ifade/toplantı özgürlüğü ve özgürlükten yoksun bırakma tedbirlerini tek bir amaç analizi içinde ilişkilendirmiştir. Bunun akademik literatürde ileride yoğun tartışma yaratması beklenebilir: m.18’in kapsamı, insan hakları hukukunda “kötü niyet” denetimini güçlendirirken, Mahkemenin ulusal ceza yargılamasının siyasal bağlamına ne ölçüde girebileceği sorusunu da büyütmektedir.

13. AİHS m.3: İNDİRİLEMEZ AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET SORUNU

Kavala/Türkiye (No. 2) kararının ayrı ve yapısal önemi, ağırlaştırılmış müebbet cezasının gözden geçirilebilirliği meselesindedir. Türk infaz hukukunda bazı anayasal düzene ve devlete karşı suçlardan verilen ağırlaştırılmış müebbet cezaları bakımından koşullu salıverilme olanağı bulunmamaktadır. AİHM, Vinter ve Diğerleri/Birleşik Krallık çizgisindeki içtihadına dayanarak bir ömür boyu hapis cezasının sırf uzun olması nedeniyle değil, mahkûmun ileride değişimini ve yeniden topluma kazandırılma ihtimalini değerlendirecek gerçek bir gözden geçirme mekanizmasının bulunmaması hâlinde m.3 ile sorunlu hâle geldiğini vurguladı.[24]

Büyük Daire, Kavala’ya TCK m.312 kapsamında verilen cezanın mevcut infaz rejiminde gerçek bir salıverilme veya cezanın yeniden gözden geçirilmesi perspektifi sunmadığı sonucuna vardı ve m.3 ihlali tespit etti. Mahkeme ayrıca bunu yalnız bireysel bir sorun olarak bırakmadı; m.46 kapsamında Türkiye’den Vinter ilkeleriyle uyumlu bir gözden geçirme mekanizması kurulmasına yönelik genel tedbir beklentisini ifade etti. Bu yönüyle karar, Kavala dosyasını aşan infaz hukuku etkisine sahiptir.

Karşıoy bakımından dikkat edilmesi gereken nokta, Yargıç Yüksel’in bu şikâyetin iç hukukta aynı biçimde ileri sürülmemiş olmasına dayanarak kabul edilebilirlik itirazı yapmasıdır. Dolayısıyla m.3 sonucunun maddi hukuk temeli ile iç hukuk yollarının tüketilmesi usulü birbirinden ayrılmalıdır: çoğunluk Vinter standardı bakımından ihlal görmüş, karşıoy ise Mahkemenin bu şikâyeti esastan inceleme yetkisine ulaşma biçimini eleştirmiştir.

14. HÜKÜM SONUCU, AYRICA İNCELENMEYEN ŞİKÂYETLER VE AİHS m.41 ADİL TATMİN

14.1. Hüküm fıkrasının sistematik özeti

Büyük Daire, Hükûmetin AYM’ye bireysel başvurunun tüketilmediğine ilişkin genel itirazını çoğunlukla reddetmiş; ağırlaştırılmış müebbet cezasının gözden geçirilmesini sağlayan bir mekanizmanın bulunmaması yönündeki m.3 şikâyeti ile m.5/1, m.6/1 ve m.6/3(d), m.10, m.11 ve m.18 bağlantılı temel şikâyetleri kabul edilebilir bulmuştur. Mahkeme, m.10 ve m.11, m.6/1, m.5/1, m.18’in m.5/1, m.6/1, m.10 ve m.11 ile bağlantılı uygulanması ve indirilemez ağırlaştırılmış müebbet bakımından m.3 yönlerinden 15’e karşı 2 oyla ihlal kararı vermiştir. Bu oy dağılımı, kararın bağlayıcı niteliğini değiştirmemekle birlikte, karşıoyların özellikle kabul edilebilirlik ve subsidiarite bakımından neden akademik değer taşıdığını da göstermektedir.[25]

14.2. “Ayrıca incelemeye gerek yok” sonucunun anlamı

Başvurucu ayrıca, kesintisiz özgürlükten yoksun bırakmanın uzunluğu ve sonuçlarının m.3 eşiğini aştığını; AYM’nin tutukluluk başvurularını süratle incelemediğini (m.5/4); üst düzey kamu açıklamaları ve kamu yayıncılığı bağlamındaki içeriklerin masumiyet karinesini ihlal ettiğini (m.6/2); TCK m.312’nin öngörülemez uygulanmasının m.7’yi, tek başına veya m.18 ile bağlantılı olarak ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Büyük Daire bu şikâyetler hakkında “ihlal yoktur” dememiştir. Tam tersine, aynı hukuki meselelerin m.5/1, m.6/1, m.10, m.11 ve m.18 altında yeterince incelenmiş olması ve şikâyetler arasındaki yakın bağlantı nedeniyle bunların kabul edilebilirlik ve esasını ayrıca incelemeye gerek bulunmadığına oybirliğiyle karar vermiştir. Özellikle m.7 bakımından doğru ifade “ihlal bulunmadı” değil, “ayrıca incelemeye gerek görülmedi”dir; akademik ve kamusal özetlerde bu farkın korunması gerekir.[26]

14.3. Makul sürede yargılanma şikâyeti: farklı bir usul sonucu

Ceza yargılamasının toplam süresinin makul süreyi aştığı yönündeki m.6/1 şikâyeti ise yukarıdaki şikâyetlerden farklı bir nedenle sonuçlanmıştır. Büyük Daire, 6384 sayılı Kanun’da 7499 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerin ardından Tazminat Komisyonuna doğrudan başvuru yolunun, makul sürede yargılanma şikâyetleri için erişilebilir ve makul giderim ihtimali sunan etkili bir iç hukuk yolu olduğunu kabul etmiş; başvurucunun bu yolu kullanmaması nedeniyle bu kısmı AİHS m.35/1 ve m.35/4 uyarınca kabul edilemez bulmuştur. Dolayısıyla burada da “esas yönünden ihlal yoktur” şeklinde bir hüküm bulunmamaktadır; Mahkeme esasa geçmemiştir.[27]

14.4. AİHS m.41 kapsamında adil tatmin

Büyük Daire, ihlallerin ağırlığı, birikimli niteliği ve başvurucunun kişisel durumu üzerindeki uzun süreli etkilerini dikkate alarak AİHS m.41 uyarınca 70.000 Avro manevi tazminata hükmetmiştir. Ayrıca AİHM önündeki Daire ve Büyük Daire süreçleri için sunulan ayrıntılı çalışma kayıtları ile belgeleri yeterli bularak 43.342,57 Avro yargılama gideri ve masrafın tamamını kabul etmiştir. Hüküm fıkrasına göre bu tutarlar üç ay içinde ödenecek; gecikme hâlinde Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puan eklenerek basit faiz uygulanacaktır. Bununla birlikte m.41 uyarınca para ödenmesi, m.46 kapsamında öngörülen serbest bırakma ve mahkûmiyetin sonuçlarını giderme yükümlülüğünün yerine geçmez. Parasal adil tatmin ile restitutio in integrum amaçlı bireysel tedbirler farklı hukuki işlevlere sahiptir.[28]

15. AİHS m.46: SERBEST BIRAKMA, MAHKÛMİYETİN SONUÇLARININ GİDERİLMESİ VE GENEL TEDBİRLER

15.1. Bağlayıcılık ve restitutio in integrum

AİHS m.46/1’e göre taraf devletler, taraf oldukları davalarda AİHM’in kesin hükümlerine uymayı taahhüt ederler. İcra, Bakanlar Komitesi denetimindedir. Genel kural olarak devlet, ihlali sona erdirecek ve mümkün olduğunca ihlal olmasaydı başvurucunun bulunacağı duruma yaklaştıracak bireysel tedbirleri; ayrıca tekrarını önleyecek genel tedbirleri seçmekte belirli bir takdir alanına sahiptir. Ancak Mahkeme, ihlalin niteliği gereği belirli bir tedbirin kaçınılmaz olduğu durumlarda m.46 altında daha somut yönlendirme yapabilir.[29]

15.2. “Sözleşme hukuku bakımından hükümsüz” ifadesinin doğru anlamı

2026 kararında Büyük Daire, Türkiye’nin Kavala’nın serbest bırakılmasını “en erken mümkün tarihte” sağlaması ve mahkûmiyetin sonuçlarını ortadan kaldırması gerektiğini hüküm fıkrasına yazdı. Mahkeme ayrıca mahkûmiyetin Sözleşme hukuku perspektifinden “null and void” —hükümsüz— kabul edilmesi gerektiğini belirtti. Bu ifade son derece güçlüdür; fakat Türk ceza usulündeki bir “bozma” veya “iptal” kararıyla aynı teknik kategori değildir. AİHM, Yargıtay’ın üstünde yer alan yeni bir ulusal temyiz derecesi değildir ve Türk mahkeme ilamını kendi hüküm fıkrasıyla sicilden silemez. Buna karşılık devlet, uluslararası hukuk bakımından mahkûmiyetin ve devam eden özgürlükten yoksun bırakmanın sonuçlarını sürdürme serbestisine sahip değildir.[30]

AİHM’in kendisi de Türk hukukunda, kesin AİHM ihlal kararı üzerine ceza yargılamasının yeniden açılmasına elverişli bir mekanizma bulunduğunu özellikle kaydetmiştir. Bu nedenle iç hukuk ile Strasbourg hükmü arasında uygulanamaz bir boşluk değil; kullanılmayı bekleyen bir giderim yolu vardır. Mesele, bu yolun m.46’nın gerektirdiği sürat ve etkinlikte işletilip işletilmeyeceğidir.

15.3. Genel tedbirler

Büyük Daire’nin m.46 değerlendirmesi bireysel tahliye ile sınırlı değildir. Karar; insan hakları savunucuları, siyasal muhalifler ve gazeteciler hakkında kapsamı aşırı genişletilen ceza normlarının kullanılması sorununa, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını etkileyen yapısal eksikliklere, AYM kararlarının bağlayıcılığına fiilen uyulmaması sorununa ve indirilemez müebbet infaz rejimine ilişkin genel tedbirler belirlemiştir. Mahkeme, ulusal düzeyde AİHM kararlarının icrasına ilişkin süreçlere özellikle ihlal prosedürü söz konusu olduğunda öncelik verilmesinin gereğini de vurgulamıştır.[31]

16. TÜRK HUKUKUNDA UYGULAMA: ANAYASA m.90 VE CMK m.311/1-f

16.1. Anayasa m.90/son

Anayasa m.90/son, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi hâlinde milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağını düzenler. AİHS, bu kapsamda Türkiye’nin iç hukuk düzeninde özel uygulama önceliğine sahip temel hak andlaşmasıdır. AİHM 2026 kararında da AİHS m.46’nın Türkiye’de Anayasa m.90/5 çerçevesindeki anayasal değerine dikkat çekmiştir.[32]

Anayasa m.90, AİHM’i Türk mahkemelerinin hiyerarşik üst mahkemesi yapmaz. İşlevi farklıdır: Sözleşme yükümlülüklerinin ve bunların AİHM tarafından bağlayıcı şekilde yorumlanmasının iç hukuk uygulamasında göz ardı edilemeyeceğini gösterir. Bu nedenle “ulusal mahkeme kararı kesinleşti, artık AİHM kararının iç hukukta etkisi olmaz” önermesi Anayasa m.90 ve AİHS m.46 ile bağdaşmaz. Kesin hüküm ilkesi güçlüdür; fakat hukuk düzeni AİHM ihlal kararları için bizzat olağanüstü yeniden yargılama yolu öngörerek kesin hükme sınırlı ve kanuni bir istisna getirmiştir.

16.2. CMK m.311/1-f: doğrudan yeniden yargılama sebebi

CMK m.311/1-f, ceza hükmünün AİHS veya ek protokollerinin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının AİHM’in kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesini hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi sebebi sayar. Kanun, bu talebin AİHM kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılmasını öngörür. Kavala/Türkiye (No. 2) kararı Büyük Daire tarafından verilmiş ve 25 Ağustos 2026 tarihinde kesin nitelikte açıklanmıştır. Ayrıca kararın merkezinde doğrudan mahkûmiyet hükmünün Sözleşme ihlalleriyle sakatlanmış olması bulunmaktadır. Bu nedenle CMK m.311/1-f ile 2026 kararı arasında güçlü ve doğrudan normatif bağlantı mevcuttur.[33]

2024 yılında yapılan önceki yargılamanın yenilenmesi başvurusunun reddedilmiş olması bu yeni hukuki sebebi kendiliğinden tüketmez. 2024 başvurusu sırasında 25 Ağustos 2026 tarihli, nihai mahkûmiyetin bizzat AİHS ihlalleri üzerine kurulduğunu tespit eden yeni Büyük Daire kararı mevcut değildi. Dolayısıyla 2026 kararı, CMK m.311/1-f bakımından nitelikçe yeni bir kanuni dayanak oluşturur. Bu, önceki ret kararının “yanlış” olduğunun otomatik kabulü değil; sonradan meydana gelen yeni bir hukuki olgunun farklı bir yenileme sebebi doğurmasıdır.[34]

16.3. AYM’nin olası rolü ve Anayasa m.153

2026 AİHM kararı verildiğinde Kavala’nın 9 Haziran 2022 ve 24 Ekim 2023 tarihli iki bireysel başvurusunun AYM önünde derdest olduğu Mahkeme kararında kaydedilmiştir. AYM’nin ileride vereceği karar, ihlalin iç hukukta giderim yolunu ayrıca etkileyebilir. Anayasa m.153 uyarınca AYM kararları kesin ve yasama, yürütme, yargı organları, idare makamları ile gerçek ve tüzelkişiler bakımından bağlayıcıdır. 2026 AİHM kararı da özellikle AYM kararlarının alt mahkemelerce yerine getirilmesinin hukuk devleti ve bireysel başvurunun etkinliği açısından vazgeçilmez olduğunu vurgulamıştır.[35]

17. KESİN HÜKÜM, HUKUKİ GÜVENLİK VE RESTITUTIO IN INTEGRUM

Kesin hüküm, hukuk güvenliğinin temel kurumudur. Ceza mahkûmiyetleri olağan kanun yolları tüketildikten sonra sürekli yeniden tartışmaya açılamaz. Ancak modern hukuk sistemleri, kesin hükmün mutlak olmadığını kabul eder. Sahte belge, yalancı tanıklık, yeni delil veya insan hakları ihlali gibi olağanüstü sebepler, kanunda öngörülen koşullarla yargılamanın yenilenmesini mümkün kılar. CMK m.311’in varlığı bu denge tercihinin doğrudan göstergesidir.

Bu nedenle Kavala dosyasında “kesin hüküm mü, AİHM kararı mı?” şeklinde iki normu birbirini dışlayan seçenekler hâline getirmek isabetli değildir. Türk kanun koyucusu, AİHM’in kesin ihlal kararını zaten kesin hükmü yeniden açabilecek sebepler arasına yerleştirmiştir. Asıl soru, somut AİHM kararının CMK m.311/1-f’deki “hükmün bu aykırılığa dayanması” koşulunu karşılayıp karşılamadığıdır. 2026 kararındaki m.6, m.10-m.11, m.18 ve m.5 analizlerinin doğrudan mahkûmiyetin kuruluş biçimine yönelmiş olması, bu koşulun güçlü biçimde gerçekleştiği yönünde hukuki değerlendirmeyi desteklemektedir.

Restitutio in integrum ilkesi ise ihlal hiç gerçekleşmemiş olsaydı başvurucunun mümkün olduğunca bulunacağı hukuki duruma geri döndürülmesini amaçlar. Bu her olayda aynı tedbiri gerektirmez. Ancak AİHM 2026’da tedbir konusunda oldukça açık davranmış; devam eden özgürlükten yoksun bırakmanın sona ermesini ve mahkûmiyetin sonuçlarının giderilmesini gerekli görmüştür. Böyle bir hüküm karşısında yalnız tazminat ödenmesi, bireysel tedbir yükümlülüğünü tek başına karşılamaz.

18. HÜKÛMETİN VE ULUSAL MAHKEMELERİN TEZLERİ KARŞISINDA AİHM’İN GEREKÇESİ

Objektif bir akademik değerlendirme, Türk makamlarının tezlerini de güçlü hâliyle ele almalıdır. Bu tezler dört başlıkta toplanabilir:

  • Ulusal mahkemeler, TCK m.312 kapsamındaki suçun unsurlarını ve delilleri doğrudan incelemiş; AİHM ulusal delil değerlendirmesinin yerine geçmemelidir.
  • Gezi Parkı olayları yalnız barışçıl gösterilerden ibaret değildir; ciddi şiddet eylemleri yaşanmış ve başvurucunun organizasyon/finansman/koordinasyon rolü bu bütün içinde değerlendirilmiştir.
  • AYM’ye bireysel başvuru, AİHM içtihadında kural olarak etkili bir hukuk yoludur; derdest başvurular sonuçlanmadan Strasbourg incelemesine geçilmesi subsidiariteyi zayıflatır.
  • Yargısal bağımsızlığa ilişkin genel eleştiriler, somut davadaki hâkimlerin talimatla hareket ettiğini ispatlamaz; ulusal yargıda Kavala lehine beraat ve tahliye kararlarının da verilmiş olması bunu gösterir.

Bunların hiçbiri hukuk dışı veya tartışmaya değmez argümanlar değildir. AİHM’in 2026 kararı da bazılarını ilke düzeyinde kabul eder: Mahkeme kendisinin dördüncü derece olmadığını, AYM’nin kural olarak önemli ve etkili bir bireysel başvuru yolu olduğunu ve Türk yargısının tamamının yürütme talimatıyla hareket ettiğinin söylenemeyeceğini açıkça belirtir. Buna rağmen somut dosyada şu karşılıkları verir:

  1. TCK m.312’nin uygulanmasında başvurucunun şiddete kişisel katılımı veya şiddete çağrısı kurulmadan, üçüncü kişilerin şiddetinin geniş ve dolaylı bir stratejik rol teorisiyle ona yüklenmesi öngörülebilirlik sınırını aşmıştır.
  2. Savunma tanıkları, nedensel bağ ve mahkûmiyet gerekçesi bakımından birikimli usul sorunları, sıradan delil takdiri farklılığının ötesine geçmiştir.
  3. AYM’nin genel etkililiği reddedilmemekle birlikte, somut dosyada uzun süren özgürlükten yoksun bırakma ve önceki bağlayıcı kararların icra edilmemesi karşısında daha fazla bekleme şartı aranması makul görülmemiştir.
  4. Bağımsızlık/tarafsızlık sonucu tek bir unsurdan veya siyasi açıklamadan değil, dosyanın yargısal seyri ile yapısal bağlamın birleşiminden çıkarılmıştır.

Bu karşılaştırma, 2026 kararının hukuken en savunulabilir okumasını verir: Büyük Daire, ulusal mahkemelerin her maddi değerlendirmesini yeniden yapmadığını; belirli usul ve hukukilik kusurlarının birikerek Sözleşme’nin temel güvencelerinin özüne zarar verdiği istisnai bir tablo gördüğünü ileri sürmektedir. Kararın eleştirilebilir tarafı, bu istisnai eşiğin sınırlarının özellikle m.35 ve m.18 bakımından ne kadar geniş tutulabileceğidir.

19. KARŞIOYLARIN DEĞERİ VE KARARIN TARTIŞMALI YÖNLERİ

19.1. İç hukuk yollarının tüketilmesi

Karşıoyların en güçlü noktası subsidiaritedir. AİHM sistemi, ulusal mahkemelerin ilk ve asli hak koruma makamı olduğu varsayımı üzerine kuruludur. Eğer AYM önündeki başvurular henüz karara bağlanmamışsa ve AYM kurumsal olarak etkili bir hukuk yolu olmaya devam ediyorsa, Strasbourg’un sonuçları beklemesi gerektiği savunulabilir. Çoğunluğun “somut olayın istisnai koşulları” formülü, gelecekte benzer davalarda hangi süre ve hangi icra sorununun tüketim şartını kaldıracağını öngörme bakımından yeni sorular yaratmaktadır.

19.2. AİHM’in ulusal ceza hukukuna müdahale sınırı

İkinci tartışma, TCK m.312’nin yorumuna ilişkindir. Ulusal yüksek mahkemelerin ceza normlarını yorumlama konusundaki birincil rolü tartışmasızdır. AİHM’in bu alana müdahalesi ancak yorum açıkça keyfî veya öngörülemez olduğunda meşru kabul edilir. Büyük Daire, bu eşiğin aşıldığına hükmetmiştir. Eleştirel açıdan ise, toplumsal olayların organizasyonu ile sonradan meydana gelen şiddet arasındaki ceza sorumluluğu teorilerinin ulusal hukukta ne ölçüde geniş veya dar kurulacağı meselesinde Strasbourg’un çok yoğun denetim uygulamasının subsidiariteyi zayıflatabileceği ileri sürülebilir. Buna karşı cevap, ağırlaştırılmış müebbet gibi en ağır cezalardan birinin söz konusu olduğu durumda öngörülebilirlik ve bireyselleştirme denetiminin de en sıkı düzeyde olması gerektiğidir.

19.3. m.18’in genişlemesi

Üçüncü tartışma m.18’in kapsamıdır. Mahkemenin m.18’i m.6, m.10 ve m.11 ile birlikte uygulaması, devletin “amaç” analizini yargılamanın ve temel hak müdahalelerinin daha geniş alanına taşır. Bu, otorite kötüye kullanımına karşı etkili bir güvence olarak görülebileceği gibi, niyet ve bağlam incelemesinin nesnel hukuki denetimden uzaklaşma riskini artırdığı gerekçesiyle de eleştirilebilir. 2026 kararı, bu eleştiriye karşı doğrudan siyasi açıklamaları tek başına yeterli görmemiş, somut usul sorunları ve önceki m.18 bulgusuyla birleşen bir kanıt zinciri aramıştır.

20. AKADEMİK LİTERATÜR IŞIĞINDA KAVALA DOSYASI

Kavala dosyası, 2019’dan itibaren Avrupa insan hakları hukuku literatüründe özellikle üç temada tartışılmıştır: m.18’in kötüye kullanım denetimindeki rolü, AİHS m.46/4 ihlal prosedürünün etkinliği ve otoriter/illiberal bağlamlarda subsidiarite ile AYM gibi ulusal giderim mekanizmalarının işlevi.

Türkçe akademik literatürde de 2019 kararının hemen ardından önemli değerlendirmeler yapılmıştır. Erkan Duymaz, Kavala/Türkiye kararını özgürlük ve güvenlik hakkı ile m.18 bağlamında inceleyerek AİHM ile AYM arasındaki makul şüphe ve amaçta saptırma standartlarının ayrışmasına dikkat çekmiştir. Recep Doğan ise AİHM içtihadı ışığında tutuklama tedbirinin hukuka uygunluğunu ele aldığı çalışmada Kavala kararını, AYM önündeki tutukluluk başvurularının ivedilikle incelenmesi ve etkili başvuru yolu niteliği bakımından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirmiştir. Bu görüşler bağlayıcı hukuk kaynağı değildir; ancak 2019 kararının Türk doktrininde nasıl okunduğunu göstermeleri bakımından önem taşır.

Emre Turkut, 2020 tarihli çalışmasında 2019 Kavala kararını birbirine bağlı yapısal insan hakları sorunlarının “matruşka” biçiminde iç içe geçtiği bir dava olarak değerlendirmiş ve özellikle m.18 çoğunluk gerekçesi ile Yargıç Yüksel’in karşıoyuna odaklanmıştır. Bu çalışma, 2019 kararının yalnız bireysel tutuklama meselesi değil, daha geniş sivil toplum ve hukuk devleti sorunlarıyla ilişkilendirildiğini gösteren erken akademik analizlerden biridir.[36]

Başak Çalı, 2023’te m.46/4 ihlal prosedürünün Kavala dosyasında karşılaştığı uygulama sorunlarını incelemiş; mekanizmanın gelecekte etkili olabilmesi için kararların icrasında daha öngörülebilir prosedürel baskı araçları ve AİHM’in gerekli giderimleri daha belirgin biçimde hukuksallaştırması gerektiğini savunmuştur. 2026 Büyük Daire’nin m.46 altında son derece somut bireysel ve genel tedbirler formüle etmesi, bu literatürdeki “giderimlerin daha fazla yargısallaşması” tartışmasıyla doğrudan ilişkilendirilebilir.[37]

Dilek Kurban’ın 2024 tarihli makalesi, Türkiye-AİHM ilişkisini uluslararası mahkemelere karşı “otoriter direnç” ve uluslararası yargının buna verdiği tepkiler üzerinden eleştirel biçimde analiz eder. Kurban’ın tezi normatif ve eleştirel bir akademik görüştür; mahkeme kararı gibi bağlayıcı kaynak değildir. Bununla birlikte Kavala dosyasını, AYM’nin etkililiği, AİHM’e erişim ve kararların icrası sorunlarının daha geniş tarihsel bağlamına yerleştirmesi bakımından önemlidir.[38]

Joseph Finnerty ve Başak Çalı’nın 2025 tarihli m.18 çalışması ise AİHS m.18’in amaç ve yorum modellerini Sözleşme’nin hazırlık çalışmaları, çoğunluk yaklaşımı ve ayrı görüşler üzerinden incelemektedir. Yazarlar, m.18’in son yıllarda insan hakları savunucuları, muhalif siyasetçiler, gazeteciler, avukatlar ve yargı mensuplarına ilişkin davalarda kötüye kullanım denetiminin merkezi araçlarından biri hâline geldiğini gösterir. Kavala kararı bu gelişimdeki temel örneklerden biridir. 2026 kararında m.18’in m.5, m.6, m.10 ve m.11 ile birlikte uygulanması, bu doktriner tartışmayı yeni bir aşamaya taşımaktadır.[39]

Akademik literatürü kullanırken yöntemsel dikkat gerekir: hukuk bilimi kaynakları yargı kararlarının anlamını açıklamak ve eleştirmek için değerlidir; ancak somut olayın ne olduğuna ilişkin birincil belirleyici kaynak karar metinleri ve resmî belgelerdir. Bu çalışma da akademik eleştirileri, AİHM veya Yargıtay’ın tespitlerinin yerine değil, onları yorumlayan ikincil kaynaklar olarak kullanmaktadır.

21. OBJEKTİF TOPLU DEĞERLENDİRME

21.1. AİHM kararı hukuken bağlayıcı mıdır?

Evet. Türkiye, AİHS’ye taraf devlet olarak AİHS m.46/1 gereğince taraf olduğu davalardaki kesin AİHM kararlarına uymakla yükümlüdür. Bu yükümlülük yalnız tazminat ödemeyi değil, ihlalin niteliğine göre bireysel ve genel tedbirleri de kapsar. 2026 kararında bireysel tedbirler olağandışı açıklıkta belirlenmiştir.

21.2. AİHM Türk mahkûmiyet kararını teknik anlamda iptal etmiş midir?

Hayır. AİHM ulusal temyiz mahkemesi değildir. “Sözleşme hukuku bakımından hükümsüz” nitelemesi, mahkûmiyetin Avrupa insan hakları hukuku bakımından sürdürülemeyeceği ve sonuçlarının giderilmesi gerektiği anlamına gelir. Türk kararının şeklen ortadan kaldırılması, iç hukuk mekanizmalarıyla yapılır.

21.3. İç hukukta en açık giderim yolu nedir?

CMK m.311/1-f, 2026 kararının mahkûmiyetin doğrudan ihlale dayanmasına ilişkin tespitleri karşısında en açık yasal mekanizmadır. Ayrıca AYM önündeki derdest bireysel başvuruların sonucu, ulusal giderim bakımından ek bir anayasal yol oluşturabilir. Tahliye/giderim işleminin hangi usulî karar kombinasyonuyla yapılacağı yetkili Türk mahkemelerinin görevidir; fakat m.46’nın gerektirdiği sonuç bakımından devletin takdir alanı sınırsız değildir.

21.4. Yargıtay kararı hukuken önemsiz hâle mi gelmiştir?

Hayır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi kararı, Türk ceza yargısının nihai olağan kanun yolu değerlendirmesidir ve ulusal mahkûmiyetin hangi gerekçeyle onandığını anlamak için zorunlu kaynaktır. Ancak daha sonra verilen bağlayıcı AİHM hükmü, bu kesin hükme karşı kanunun öngördüğü olağanüstü yenileme mekanizmasını harekete geçirebilecek yeni bir hukuki durum yaratmıştır. Dolayısıyla iki kararın normatif işlevi farklıdır.

21.5. AYM tamamen etkisiz bir hukuk yolu olarak mı ilan edilmiştir?

Hayır. Büyük Daire tam tersine AYM’nin ulusal hak koruma sistemindeki merkezi rolünü teyit etmiştir. Çoğunluk yalnız Kavala dosyasının özel koşullarında derdest AYM başvurularının sonucunu beklememeyi kabul etmiştir. Karşıoy da tam bu istisnanın gereksiz ve subsidiariteye aykırı olduğu görüşündedir.

21.6. Mahkeme Türk yargısının tamamını bağımsız değil mi saymıştır?

Hayır. Büyük Daire, Türk yargısının tamamının bağımsızlığını kategorik biçimde sorgulamanın orantısız olacağını ve yargının yürütme talimatıyla hareket ettiği sonucunun kurulamayacağını açıkça ifade etmiştir. İhlal, somut yargılamadaki birikimli sorunlar ile daha geniş yapısal bağlamın birlikte değerlendirilmesine dayanmaktadır.

21.7. Kararın en güçlü ve en tartışmalı yönleri

Kararın en güçlü tarafı, mahkûmiyetin dayandığı ceza normunun şiddet unsuru bakımından bireyselleştirilmesi, savunma hakları ve m.46 giderimleri konusunda oldukça ayrıntılı gerekçe kurmasıdır. En tartışmalı tarafı ise AYM başvuruları sonuçlanmadan esasa geçilmesi ve m.18’in birden fazla Sözleşme hakkıyla birlikte geniş çapta uygulanmasıdır. Bu iki alan, kararın akademik eleştiriye en açık noktalarıdır.

Makalenin Sonuç Tezi

Kavala/Türkiye (No. 2) kararı, Türk mahkemelerinin yerine geçen bir beraat veya bozma kararı değildir; fakat AİHS m.46 ve Anayasa m.90 çerçevesinde göz ardı edilemeyecek bağlayıcı bir uluslararası yargı hükmüdür. Türk hukukunda CMK m.311/1-f, bu hükmün iç hukukta etkili giderime çevrilmesi için doğrudan bir normatif köprü kurmaktadır. Hukuk devleti bakımından temel mesele, hangi kurumun 'üstün' olduğu değil, kesin ve bağlayıcı yargı kararlarının yetkili organlarca kendi usul hukuku içinde etkili biçimde yerine getirilmesidir.

22. SONUÇ

Osman Kavala dosyası, 2026 itibarıyla yalnız bir kişinin ceza davası olmaktan çıkmış; ulusal ceza yargısı, anayasa yargısı, Avrupa insan hakları yargısı ve kararların icra mekanizmasının birbirleriyle ilişkisinin sınandığı çok katmanlı bir hukuk meselesine dönüşmüştür. Bu sebeple dosya hakkında sağlıklı değerlendirme, sloganlardan veya siyasi aidiyetlerden değil, kararların hangi soruya hangi hukuki gerekçeyle cevap verdiğinden başlamalıdır.

AYM 2019 ve 2020’de tutukluluğu anayasal bakımdan hukuka uygun bulmuş; Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2023’te TCK m.312 mahkûmiyetini onamıştır. Bu kararlar ulusal yargının hukuki tezini oluşturur. Buna karşılık AİHM 2019’da tutuklama için makul şüphe bulunmadığı ve m.18 bakımından amaç dışı kullanım bulunduğu sonucuna ulaşmış; 2022’de Türkiye’nin bu karara uyma yükümlülüğünü ihlal ettiğini tespit etmiş; 2026’da ise nihai mahkûmiyet ve yargılama sürecini doğrudan inceleyerek m.3, m.5, m.6, m.10, m.11 ve m.18 ihlallerine karar vermiştir.

2026 kararının iç hukuk bakımından en önemli sonucu, serbest bırakma ve mahkûmiyetin sonuçlarını giderme yönündeki açık m.46 hükmüdür. AİHM’in “Sözleşme hukuku bakımından hükümsüz” nitelemesi ulusal hükmü kendi başına teknik olarak iptal etmez; fakat devletin o hükmün sonuçlarını sürdürmesini Sözleşme yükümlülüğüyle bağdaşmaz hâle getirir. Türk hukukunda CMK m.311/1-f’nin varlığı, bu uluslararası sonucun ulusal usul içinde giderilmesine yönelik açık bir mekanizma sağlar.

Bununla birlikte karar eleştiriden bağışık değildir. AYM’de derdest başvuruların sonuçlanmasının beklenmemesi, AİHM’in subsidiarite doktrini bakımından ciddi bir tartışmadır ve iki yargıcın karşıoyu bu noktada güçlü bir hukuk argümanı ortaya koymaktadır. Aynı şekilde m.18’in geniş uygulanması, Mahkemenin amaç ve bağlam denetiminin sınırlarını yeniden tartışmaya açacaktır. Objektif akademik yaklaşım, bu eleştirileri kararın bağlayıcılığını inkâr etmeden ve çoğunluk gerekçesini de peşinen mutlaklaştırmadan ele almalıdır.

Son tahlilde dosyanın hukuk devleti bakımından taşıdığı ders, yargı mercileri arasında siyasi veya kurumsal üstünlük yarışından farklıdır. Ulusal mahkemelerin bağımsızlığı, AYM kararlarının bağlayıcılığı ve AİHM’in kesin hükümlerinin icrası aynı hukuk devleti zincirinin farklı halkalarıdır. Bir hukuk düzeninin güvenilirliği, yalnız mahkemelerin karar verebilmesinde değil, bağlayıcı kararların uygun iç hukuk mekanizmalarıyla zamanında ve etkili biçimde sonuç doğurmasında ölçülür. Kavala/Türkiye (No. 2), bu ilkeyi Türkiye bakımından son derece somut ve ağır sonuçlarla yeniden gündeme getirmiştir.

Kararın hüküm sonucuna ilişkin son bir metodolojik ayrım da önemlidir: m.7, m.5/4, m.6/2 ve uzun tutukluluğun sonuçlarına ilişkin m.3 şikâyetlerinde Mahkeme “ihlal yok” sonucuna ulaşmamış; bunları diğer tespitlerin içinde karşılandığı gerekçesiyle ayrıca incelememiştir. Buna karşılık yargılamanın toplam süresine ilişkin m.6/1 şikâyeti, Tazminat Komisyonu yolunun tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur. AİHS m.41 kapsamındaki 70.000 Avro manevi tazminat ve 43.342,57 Avro gider/masraf hükmü ise m.46’daki serbest bırakma ve mahkûmiyetin sonuçlarını giderme yükümlülüğünden ayrı bir giderim katmanıdır. Bu ayrımlar birlikte okunduğunda kararın kapsamı ne genişletilmiş ne de daraltılmış olur.

EK I — AYRINTILI KRONOLOJİ

18 Ekim 2017: Kavala gözaltına alındı; özgürlüğünden yoksun bırakılma kesintisiz biçimde devam etti.

1 Kasım 2017: Gezi Parkı olayları bakımından TCK m.312 ve 15 Temmuz teşebbüsü bağlamında TCK m.309 şüpheleriyle tutuklama.

29 Aralık 2017: AYM’ye ilk bireysel başvuru.

22 Mayıs 2019: AYM Genel Kurulu, B. No. 2018/1073: kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bakımından ihlal olmadığına karar verdi.

10 Aralık 2019: AİHM, Kavala/Türkiye: AİHS m.5/1 ve m.18 ile bağlantılı ihlaller; ayrıca m.5/4 ihlali; derhal serbest bırakma yönünde m.46 tedbiri.

18 Şubat 2020: Gezi davasında beraat ve tahliye kararı; fiilî tahliye gerçekleşmeden başka soruşturma kapsamında gözaltı.

19 Şubat 2020: TCK m.309 kapsamında yeniden tutuklama.

9 Mart 2020: TCK m.328 kapsamında siyasal/askerî casusluk suçundan ayrıca tutuklama.

29 Aralık 2020: AYM Genel Kurulu, B. No. 2020/13893: ikinci başvuruda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediği.

22 Ocak 2021: İstanbul BAM, 18 Şubat 2020 tarihli Gezi beraatini kaldırdı.

25 Nisan 2022: İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi: TCK m.312’den ağırlaştırılmış müebbet; casusluktan beraat.

9 Haziran 2022: AYM’ye mahkûmiyet öncesi/özgürlük şikâyetleriyle bağlantılı bireysel başvuru; 2026 AİHM kararında derdest olduğu kaydedildi.

11 Temmuz 2022: AİHM Büyük Daire, AİHS m.46/4 prosedüründe Türkiye’nin 2019 kararına uyma yükümlülüğünü ihlal ettiğine karar verdi.

28 Aralık 2022: İstanbul BAM, mahkûmiyete yönelik istinaf başvurusunu esastan reddetti.

28 Eylül 2023: Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E.2023/12611, K.2023/6359: Kavala yönünden mahkûmiyeti onadı.

24 Ekim 2023: AYM’ye nihai mahkûmiyet ve özgürlükten yoksun bırakma ile bağlantılı yeni bireysel başvuru; 2026 AİHM kararında derdest olduğu kaydedildi.

18 Ocak 2024: Kavala/Türkiye (No. 2), B. No. 2170/24 başvurusu AİHM’e yapıldı.

30 Nisan–15 Mayıs 2024: Yargılamanın yenilenmesi talebi; İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince CMK m.311 koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle reddedildi.

25 Mart 2026: AİHM Büyük Daire duruşması.

25 Ağustos 2026: AİHM Büyük Daire, Kavala/Türkiye (No. 2): AİHS m.3, m.5/1, m.6/1, m.10, m.11 ve m.18 yönünden ihlaller; serbest bırakma ve mahkûmiyet sonuçlarını giderme tedbirleri.

25 Ağustos 2026: Aynı hükümde m.7, m.5/4, m.6/2 ve uzun tutukluluğun sonuçlarına ilişkin m.3 şikâyetleri ayrıca incelenmemiş; yargılamanın toplam süresine ilişkin m.6/1 şikâyeti tüketilmeyen Tazminat Komisyonu yolu nedeniyle kabul edilemez bulunmuş; 70.000 Avro manevi tazminat ve 43.342,57 Avro gider/masrafa hükmedilmiştir.

EK II — YÜKSEK YARGI KARARLARI KARŞILAŞTIRMA MATRİSİ

Karar

Konu

Temel Sonuç

Sınır / İşlev

AYM, 22.05.2019
B. No. 2018/1073

Tutukluluk

Kuvvetli suç belirtisi/tutuklama tedbiri anayasal sınırlar içinde; ihlal yok.

Ulusal anayasal denetim; henüz nihai mahkûmiyet yok.

AİHM, 10.12.2019
B. No. 28749/18

Tutukluluk ve amaç

Makul şüphe yok; m.5/1 ihlali; m.18 bağlantılı amaç dışı kullanım; m.5/4; derhal serbest bırakma.

Nihai mahkûmiyetin temyizi değil; tutuklama ve amaç denetimi.

AYM, 29.12.2020
B. No. 2020/13893

Yeni tutuklama/casusluk

Yeni tutukluluk bakımından ihlal yok.

AYM, yeni suç şüphesini ulusal dosya üzerinden yeterli buldu.

AİHM BD, 11.07.2022
AİHS m.46/4

2019 kararının icrası

Türkiye m.46/1 yükümlülüğünü yerine getirmedi; yeni vasıflandırma esaslı yeni olgu yaratmadı.

Yeni esas davası değil, olağanüstü icra/ihlal prosedürü.

Yargıtay 3. CD, 28.09.2023
E.2023/12611 K.2023/6359

Nihai mahkûmiyet

Kavala’nın TCK m.312 mahkûmiyeti onandı; bazı sanıklar yönünden delil yetersizliğinden bozma.

Ulusal olağan kanun yolu denetiminin son aşaması.

AİHM BD, 25.08.2026
B. No. 2170/24

Nihai mahkûmiyet ve tüm süreç

m.3, 5/1, 6/1, 10, 11, 18 ihlalleri; tahliye ve mahkûmiyet sonuçlarının giderilmesi.

Mahkûmiyetin Sözleşme hukuku bakımından hükümsüz kabulü; genel tedbirler.

KAYNAKÇA VE KARARLAR

A. Birincil Yargı Kararları

  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kavala v. Turkey, B. No. 28749/18, 10 Aralık 2019 (kesinleşme: 11 Mayıs 2020).
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire, Proceedings under Article 46 § 4 in the case of Kavala v. Türkiye, B. No. 28749/18, 11 Temmuz 2022.
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire, Kavala v. Türkiye (No. 2), B. No. 2170/24, 25 Ağustos 2026.
  • Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Mehmet Osman Kavala, B. No. 2018/1073, 22 Mayıs 2019, RG 28.06.2019/30815.
  • Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Mehmet Osman Kavala (2), B. No. 2020/13893, 29 Aralık 2020.
  • İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Nisan 2022 tarihli Gezi Parkı davası hükmü.
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, 28 Aralık 2022 tarihli istinaf kararı.
  • Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E. 2023/12611, K. 2023/6359, 28 Eylül 2023.
  • İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Osman Kavala’nın 30 Nisan 2024 tarihli yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine ilişkin 15 Mayıs 2024 tarihli karar (kamuya açık karar özeti).

B. Mevzuat ve Kurumsal Belgeler

  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m.2, 9, 19, 36, 90, 138 ve 153.
  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m.100 ve m.311-323.
  • 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, özellikle m.309, 312 ve 328.
  • 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, ağırlaştırılmış müebbet ve koşullu salıverme rejimi.
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, özellikle m.3, 5, 6, 10, 11, 18, 35 ve 46.
  • Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Kavala v. Türkiye kararlarının icrasına ilişkin kararlar ve ara kararlar; özellikle m.46/4 sevk kararı ve 2022 sonrası geliştirilmiş denetim belgeleri.
  • Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, Kavala v. Türkiye (No. 2) Büyük Daire duruşmasına üçüncü taraf müdahalesi, 25 Mart 2026.
  • Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi, Kavala/AİHM kararı çerçevesinde yargı sistemine ilişkin açıklama, 25 Ağustos 2026.

C. Seçilmiş Akademik Kaynaklar

  • Duymaz, Erkan, “Özgürlük ve Güvenlik Hakkı İhlalleri Serisinde Yeni Perde: AİHM’nin Kavala/Türkiye Kararı Üzerine Kısa Bir Değerlendirme”, Anayasa Hukuku Dergisi, C. 8, S. 16, 2019, s. 479–490.
  • Doğan, Recep, “AİHM Kararları Işığında Tutuklama Tedbirinin Hukuka Uygunluğunun Denetimi”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 155, 2021.
  • Turkut, Emre, “Osman Kavala v Turkey: Unravelling the Matryoshka Dolls”, European Human Rights Law Review, 2020, No. 3, s. 288–294.
  • Çalı, Başak, “The Present and the Future of Infringement Proceedings: Lessons Learned from Kavala v. Türkiye”, European Human Rights Law Review, 2023, S. 2, s. 156–162.
  • Kurban, Dilek, “Authoritarian Resistance and Judicial Complicity: Turkey and the European Court of Human Rights”, European Journal of International Law, C. 35, S. 2, 2024, s. 355–387, doi:10.1093/ejil/chae018.
  • Finnerty, Joseph / Çalı, Başak, “The Travaux Préparatoires and Progressive Treaty Interpretation: Article 18 of the European Convention on Human Rights”, European Journal of International Law, C. 36, S. 2, 2025, s. 475–499, doi:10.1093/ejil/chaf029.
  • AİHM m.18 içtihadı bakımından ayrıca: Merabishvili v. Georgia [GC], B. No. 72508/13, 28 Kasım 2017; Ilgar Mammadov v. Azerbaijan, B. No. 15172/13, 22 Mayıs 2014; Navalnyy v. Russia [GC], B. No. 29580/12 vd., 15 Kasım 2018; Selahattin Demirtaş v. Turkey (No. 2) [GC], B. No. 14305/17, 22 Aralık 2020.
  • AİHS m.46 ve bireysel tedbirler bakımından ayrıca: Assanidze v. Georgia [GC], B. No. 71503/01, 8 Nisan 2004; Ilgar Mammadov v. Azerbaijan (Article 46 § 4) [GC], B. No. 15172/13, 29 Mayıs 2019.
  • Adil yargılanma ve keyfî/öngörülemez değerlendirme bakımından kararda atıf yapılan seçilmiş emsaller: Navalnyy and Ofitserov v. Russia, B. No. 46632/13 ve 28671/14, 23 Şubat 2016; Sytnyk v. Ukraine, B. No. 16497/20, 26 Ocak 2023.
  • Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı bağlamındaki seçilmiş emsaller: Bilgen v. Turkey, B. No. 1571/07, 9 Mart 2021; Eminağaoğlu v. Turkey, B. No. 76521/12, 9 Mart 2021; Oktay Alkan v. Türkiye, B. No. 24492/21, 20 Haziran 2023.
  • İndirilemez müebbet bakımından: Vinter and Others v. the United Kingdom [GC], B. No. 66069/09 vd., 9 Temmuz 2013.

D. Resmî / Güvenilir Çevrim İçi Kaynaklar

  • AİHM Kavala/Türkiye (No. 2) resmî karar sayfası: https://www.echr.coe.int/w/kavala-v.-t%C3%BCrkiye-no.-2-no.-2170/24-
  • AİHM 25.08.2026 basın özeti: https://www.echr.coe.int/w/kavala-v.-t%C3%BCrkiye-no.-2-1
  • AİHM Büyük Daire karar metni ve hüküm fıkrası: Kavala v. Türkiye (No. 2), B. No. 2170/24, 25.08.2026, özellikle §§ 115-129, 166-173, 180-181, 198-211, 245, 266-279, 284-315 ve hüküm fıkrası.
  • AYM Kararlar Bilgi Bankası, Mehmet Osman Kavala (2018/1073): https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/1073
  • AYM resmî basın duyurusu, Mehmet Osman Kavala (2), 2020/13893.
  • T.C. Anayasası (AYM): https://www.anayasa.gov.tr/tr/mevzuat/anayasa
  • Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi icra sistemi ve Kavala belgeleri: https://hudoc.exec.coe.int/
  • TBB İnsan Hakları Merkezi açıklaması, 25.08.2026: https://t.barobirlik.org.tr/Haberler/tbb-insan-haklari-merkezinin-kavala-aihm-karari-cercevesinde-yargi-sistemine-iliskin-aciklamasi-86643

YAZAR NOTU

Bu makale, kaynak taraması için son kontrol tarihi olan 27 Ağustos 2026 itibarıyla kamuya açık birincil ve ikincil kaynaklara dayanılarak hazırlanmış akademik bir hukuk incelemesidir. Çalışmada yer alan değerlendirmeler, herhangi bir tarafın ceza davasındaki vekillik görüşü veya siyasi tutum beyanı olarak değil; farklı yargı kararlarının normatif sonuçlarını karşılaştıran bilimsel-hukuki yorumlar olarak okunmalıdır. Yeni bir AYM kararı, yeniden yargılama kararı veya Avrupa Konseyi icra kararı yayımlanması hâlinde, özellikle ‘iç hukukta uygulama’ ve ‘güncel durum’ bölümlerinin yeniden değerlendirilmesi gerekir.

  1. Kaynak taramasında son kontrol tarihi 27 Ağustos 2026’dır. Ana birincil kaynak: AİHM Büyük Daire, Kavala v. Türkiye (no. 2), B. No. 2170/24, 25.08.2026. Çalışmada 2019 ve 2022 AİHM kararları, AYM kararları, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 28.09.2023 tarihli kararı ve Avrupa Konseyi icra belgeleri de karşılaştırmalı olarak kullanılmıştır. ↑

  2. AİHM Büyük Daire, Kavala v. Türkiye (no. 2), 25.08.2026, özellikle §§ 305-315 ve hüküm fıkrası. Mahkeme, başvurucunun en erken mümkün tarihte serbest bırakılması ve mahkûmiyetin sonuçlarının ortadan kaldırılması gerektiğini belirtmiştir. Türk hukuku bakımından ayrıca bkz. Anayasa m. 90/5 ve CMK m. 311/1-f. ↑

  3. Kavala v. Türkiye (no. 2) [BD], 25.08.2026, kabul edilebilirlik değerlendirmesi ve Yargıçlar Faris Vehabović ile Saadet Yüksel’in ortak karşıoyu. Karşıoy, AYM’ye bireysel başvurunun genel olarak etkili bir yol olmaya devam ettiğini ve somut olayda sonucu beklenmeden Strasbourg’a gidilmesinin subsidiarite bakımından sorunlu olduğunu savunmaktadır. ↑

  4. Kaynak hiyerarşisi bakımından bkz. AİHM, Kavala v. Turkey, B. No. 28749/18, 10.12.2019; AİHM [BD], Proceedings under Article 46 § 4 in the case of Kavala v. Türkiye, 11.07.2022; AİHM [BD], Kavala v. Türkiye (no. 2), 25.08.2026; AYM, Mehmet Osman Kavala [GK], B. No. 2018/1073, 22.05.2019; AYM, Mehmet Osman Kavala (2) [GK], B. No. 2020/13893, 29.12.2020; Yargıtay 3. CD, E. 2023/12611, K. 2023/6359, 28.09.2023. ↑

  5. AİHM’in “dördüncü derece mahkemesi” olmadığına ilişkin yerleşik yaklaşım çerçevesinde 2026 Büyük Daire, ulusal hukukun yorumuna ancak keyfîlik veya açıkça makul olmayan sonuç gibi istisnai eşikler aşıldığında müdahale edebileceğini yinelemiş; somut olayda ceza normunun uygulanması ve yargılama güvenceleri bakımından bu eşiğin aşıldığı sonucuna varmıştır. Bkz. Kavala v. Türkiye (no. 2), §§ 198-211. ↑

  6. 2019 kararı esasen hüküm öncesi özgürlükten yoksun bırakmanın makul şüphe temeli ve amacıyla; 2022 Büyük Daire kararı AİHS m. 46/4 uyarınca ilk kararın icrasıyla; 2026 Büyük Daire kararı ise 10.12.2019 sonrasındaki süreç, nihai mahkûmiyet, yargılama ve cezanın infaz rejimiyle ilgilidir. Bu üç kararın usulî işlevleri birbirinden ayrıdır. ↑

  7. AYM, Mehmet Osman Kavala [GK], B. No. 2018/1073, 22.05.2019, RG 28.06.2019/30815. AYM çoğunluğu, dosyadaki olguların tutuklama bakımından kuvvetli suç belirtisi oluşturduğu sonucuna ulaşmış ve Anayasa m. 19 yönünden ihlal bulmamıştır. ↑

  8. AİHM, Kavala v. Turkey, B. No. 28749/18, 10.12.2019, özellikle §§ 159, 232 ve 238-240. Mahkeme AİHS m. 5 § 1 ile m. 18’in m. 5 § 1’le bağlantılı olarak ihlal edildiğini, ayrıca AYM incelemesinin sürati bakımından m. 5 § 4 ihlali bulunduğunu tespit etmiş; m. 46 kapsamında derhal serbest bırakma tedbirini göstermiştir. ↑

  9. AYM, Mehmet Osman Kavala (2) [GK], B. No. 2020/13893, 29.12.2020. Karar, 2020’deki yeniden tutuklama ve özellikle siyasal/askerî casusluk isnadı bakımından kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını incelemiş ve çoğunlukla ihlal olmadığına karar vermiştir. 2026 Büyük Daire kararı bu ulusal değerlendirmeyi de tarihsel süreç içinde tartışmaktadır. ↑

  10. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E. 2023/12611, K. 2023/6359, 28.09.2023. Daire, Kavala yönünden TCK m. 312 mahkûmiyetini onamış; delillerin hukuka uygun elde edildiğini ve hüküm için yeterli olduğunu kabul etmiştir. Aynı ilamda bazı diğer sanıklar yönünden ise mahkûmiyetler yeterli ve kesin delil bulunmadığı gerekçeleriyle bozulmuştur. ↑

  11. AİHS m. 46 § 4, Bakanlar Komitesine, bir taraf devletin kesin AİHM kararına uyup uymadığı sorununu Büyük Daireye taşıma imkânı verir. Mekanizma ilk kez Ilgar Mammadov/Azerbaycan dosyasında, ikinci kez Kavala/Türkiye dosyasında işletilmiştir. ↑

  12. AİHM [BD], Proceedings under Article 46 § 4 in the case of Kavala v. Türkiye, B. No. 28749/18, 11.07.2022, özellikle §§ 145 ve 172-176. Büyük Daire, sonraki casusluk isnadının 2019 kararında incelenen maddi olgu setinden esaslı biçimde ayrılmadığı ve başvurucunun özgürlüğünden yoksun bırakılmasının devam ettiği sonucuyla AİHS m. 46 § 1 yükümlülüğünün ihlal edildiğine hükmetmiştir. ↑

  13. Kavala v. Türkiye (no. 2) [BD], 25.08.2026, Hükûmetin kabul edilebilirlik itirazları. Hükûmet, AYM bireysel başvurusunun etkili bir hukuk yolu olduğunu, başvurucunun derdest iki AYM başvurusunun sonuçlarını beklemesi gerektiğini ve ulusal makamların ihlalleri giderebilme fırsatının korunmasının subsidiarite gereği olduğunu ileri sürmüştür. ↑

  14. Kavala v. Türkiye (no. 2) [BD], 25.08.2026, özellikle §§ 115-129. Çoğunluk AYM’nin Türk hak koruma sistemindeki merkezi ve kural olarak etkili rolünü reddetmemiş; ancak önceki AİHM kararlarının uygulanmaması, başvurucunun çok uzun süre özgürlüğünden yoksun bırakılması ve AYM’deki başvuruların somut dosyada aşırı uzaması nedeniyle tüketilmeme itirazını reddetmiştir. ↑

  15. Yargıçlar Vehabović ve Yüksel’in ortak karşıoyu ile Yargıç Yüksel’in ayrıca kaleme aldığı görüş, özellikle iç hukuk yollarının tüketilmesi, AYM’nin etkililiği ve bazı şikâyetlerin kabul edilebilirliği bakımından çoğunluktan ayrılmaktadır. Bu görüşler, kararın bağlayıcı sonucunu değiştirmese de subsidiarite tartışmasının önemli doktriner karşı tezini oluşturur. ↑

  16. Kavala v. Türkiye (no. 2) [BD], 25.08.2026, özellikle §§ 153-173; bilhassa şiddet eylemleri ile başvurucuya kişisel olarak isnat edilen fiiller arasında nedensel bağ kurulmamasına ilişkin §§ 166-171. ↑

  17. Kavala v. Türkiye (no. 2) [BD], 25.08.2026, §§ 171-173. Büyük Daire, TCK m. 312’nin somut olayda uygulanışının başvurucunun davranışlarının cezai sonuçlarını öngörebilmesi bakımından gerekli asgari korumayı sağlamadığı ve müdahalenin “kanunla öngörülmüş” sayılamayacağı sonucuna varmıştır; bu nedenle m. 10 ve m. 11’in meşru amaç ve demokratik toplumda gereklilik aşamalarını ayrıca incelemeye gerek görmemiştir. ↑

  18. Kavala v. Türkiye (no. 2) [BD], 25.08.2026, özellikle §§ 198-211. Mahkeme, 2020 beraatinin dayanakları, yeni ve belirleyici delil bulunmaması, nedensel bağın kurulmaması, savunma tanıklarının dinlenmemesi ve delillerin bireyselleştirilmemesi sorunlarını birlikte değerlendirmiştir. ↑

  19. Kavala v. Türkiye (no. 2) [BD], 25.08.2026, özellikle §§ 207-211. Bağımsızlık ve tarafsızlık değerlendirmesi, tek bir hâkimin kişisel tutumundan ziyade disiplin süreci, dosyanın seyri, dışsal baskı görünümü ve savunma güvencelerinin birikimli etkisine dayandırılmıştır. ↑

  20. Objektiflik bakımından önemli sınırlama için bkz. Kavala v. Türkiye (no. 2) [BD], 25.08.2026, § 273. Büyük Daire, başvurucu lehine verilen ulusal kararları dikkate alarak bütün Türk yargısının bağımsızlığını kategorik biçimde sorgulamanın orantısız olacağını ve yargının yürütmenin talimatıyla hareket ettiği sonucunun kurulamayacağını açıkça belirtmiştir; üst düzey siyasi açıklamaları da tek başına amaç dışı kullanımın kanıtı saymamıştır. ↑

  21. Kavala v. Türkiye (no. 2) [BD], 25.08.2026, özellikle §§ 235-249 ve bilhassa § 245. Mahkeme, hüküm öncesi dönem ile mahkûmiyet sonrası dönemi ayırmış; mahkûmiyet sonrasındaki hürriyetten yoksun bırakmanın, yargılamadaki “adaletin açıkça inkârı” düzeyindeki eksiklikler nedeniyle m.5/1(a) kapsamında meşru temel oluşturmadığı sonucuna varmıştır. ↑

  22. AİHS m. 18’in baskın amaç testi için temel emsal: Merabishvili v. Georgia [BD], B. No. 72508/13, 28.11.2017. Güncel doktriner çerçeve için ayrıca bkz. Joseph Finnerty / Başak Çalı, “The Travaux Préparatoires and Progressive Treaty Interpretation: Article 18 of the European Convention on Human Rights”, EJIL, 36(2), 2025, s. 475-499. ↑

  23. Kavala v. Türkiye (no. 2) [BD], 25.08.2026, özellikle §§ 266-279 ve bilhassa § 279. Çoğunluk, kovuşturma, devam eden tutukluluk ve mahkûmiyetin baskın amacının başvurucuyu Gezi Parkı gösterilerindeki rolü ve insan hakları savunucusu olarak görüş/faaliyetleri nedeniyle cezalandırmak ve susturmak olduğu sonucuna ulaşmıştır. ↑

  24. Kavala v. Türkiye (no. 2) [BD], 25.08.2026, özellikle §§ 284-289; ayrıca Vinter and Others v. the United Kingdom [BD], B. No. 66069/09 vd., 09.07.2013, özellikle § 122. Büyük Daire, TCK m.312’den verilen ağırlaştırılmış müebbet cezası için gerçek bir gözden geçirme ve serbest bırakılma umudu mekanizmasının bulunmamasını m.3’e aykırı bulmuştur. ↑

  25. AİHM Büyük Daire, Kavala v. Türkiye (No. 2), B. No. 2170/24, 25.08.2026, hüküm fıkrası, bent 1-9. İhlal hükümleri m.10 ve m.11, m.6/1, m.5/1, m.18’in m.5/1, m.6/1, m.10 ve m.11 ile bağlantılı uygulanması ve gözden geçirilemeyen ağırlaştırılmış müebbet bakımından m.3 yönünden 15’e karşı 2 oyla kurulmuştur. ↑

  26. AİHM Büyük Daire, Kavala v. Türkiye (No. 2), 25.08.2026, §§ 290-294 ve hüküm fıkrası, bent 9. Mahkeme, uzun tutukluluğun sonuçlarına ilişkin m.3, m.5/4, m.6/2 ve m.7 (tek başına veya m.18 ile bağlantılı) şikâyetlerinin kabul edilebilirliği ve esasını ayrıca incelemeye gerek görmemiştir. ↑

  27. AİHM Büyük Daire, Kavala v. Türkiye (No. 2), 25.08.2026, §§ 180-181 ve hüküm fıkrası, bent 3; ayrıca Cebeci and Aslantekin v. Türkiye [Komite] (k.k.), B. No. 2386/24 ve 2596/24, 18.06.2024, §§ 16-22. Büyük Daire, 6384 sayılı Kanun kapsamındaki Tazminat Komisyonuna doğrudan başvuruyu makul süre şikâyeti bakımından tüketilmesi gereken etkili yol olarak değerlendirmiştir. ↑

  28. AİHM Büyük Daire, Kavala v. Türkiye (No. 2), 25.08.2026, §§ 295-301 ve hüküm fıkrası, bent 10. Mahkeme 70.000 Avro manevi tazminat ile 43.342,57 Avro gider ve masrafa hükmetmiş; üç aylık ödeme süresinin aşılması hâlinde Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puan eklenerek basit faiz uygulanacağını belirtmiştir. ↑

  29. AİHS m.46 § 1 uyarınca devletler taraf oldukları kesin AİHM kararlarına uymayı taahhüt eder. Kavala v. Türkiye (no. 2) [BD], 25.08.2026, özellikle §§ 305-315. Bireysel tedbirlerin sınırı ve restitutio in integrum için ayrıca Assanidze v. Georgia [BD], B. No. 71503/01, 08.04.2004 ve Ilgar Mammadov v. Azerbaijan (Article 46 § 4) [BD], B. No. 15172/13, 29.05.2019. ↑

  30. Kavala v. Türkiye (no. 2) [BD], 25.08.2026, özellikle §§ 308-309 ve hüküm fıkrası. Mahkeme, başvurucunun en erken mümkün tarihte serbest bırakılması gerektiğini; mahkûmiyetin Sözleşme hukuku bakımından “null and void” görülerek sonuçlarının ortadan kaldırılmasını istemiştir. Bu niteleme, AİHM’in Türk ceza hükmünü ulusal temyiz mahkemesi gibi teknik olarak bozduğu anlamına gelmez. ↑

  31. Kavala v. Türkiye (no. 2) [BD], 25.08.2026, özellikle §§ 310-315. Büyük Daire, bireysel tedbirlerin yanında aşırı geniş yorumlanan ceza normlarının temel hak kullanan kişilere uygulanması, yargı bağımsızlığı/tarafsızlığı, AYM ve AİHM kararlarının etkili icrası ve indirilemez müebbet cezaları için gözden geçirme mekanizması alanlarında genel tedbirlere işaret etmiştir. ↑

  32. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 90/5: usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi hâlinde andlaşma hükümleri esas alınır. 2026 Büyük Daire kararı da AİHS m. 46 yükümlülüğünün Türk anayasal düzenindeki önemini Anayasa m. 90 çerçevesinde değerlendirmektedir. ↑

  33. CMK m. 311/1-f, ceza hükmünün AİHS veya ek protokollerinin ihlali suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının AİHM’in kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesini hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak düzenler. Kanun, istem için AİHM kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıllık süre öngörmektedir. ↑

  34. Kavala müdafileri 30.04.2024’te yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuş; İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 15.05.2024’te o tarihte ileri sürülen nedenlerin CMK m. 311 kapsamında yeni bir durum oluşturmadığı gerekçesiyle istemi reddetmiştir. Bu karar, 25.08.2026 tarihli yeni ve kesin AİHM hükmünden önce verilmiştir; dolayısıyla 2026 hükmünün CMK m. 311/1-f bakımından oluşturduğu hukuki durum ayrıca değerlendirilmelidir. ↑

  35. Anayasa m. 153 uyarınca AYM kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve gerçek/tüzel kişileri bağlar. 2026 Büyük Daire çoğunluğu, bazı alt derece mahkemelerinin AYM kararlarına uymadığı örnekleri hukuk devleti açısından ciddi sorun olarak değerlendirirken AYM kurumunu genel olarak etkisiz ilan etmemiştir. ↑

  36. Emre Turkut, “Osman Kavala v Turkey: Unravelling the Matryoshka Dolls”, European Human Rights Law Review, 2020, S. 3, s. 288-294. Makale özellikle 2019 kararının m. 18 boyutunu ve Yargıç Yüksel’in ayrı görüşünü analiz etmektedir. ↑

  37. Başak Çalı, “The Present and the Future of Infringement Proceedings: Lessons Learned from Kavala v. Türkiye”, European Human Rights Law Review, 2023, S. 2, s. 156-162. Çalı, m. 46 § 4 mekanizmasının etkinliği, icra denetiminin prosedürelleştirilmesi ve giderimlerin daha belirgin biçimde yargısallaştırılması gerektiğini tartışmaktadır. ↑

  38. Dilek Kurban, “Authoritarian Resistance and Judicial Complicity: Turkey and the European Court of Human Rights”, European Journal of International Law, C. 35, S. 2, 2024, s. 355-387, doi:10.1093/ejil/chae018. Çalışma, Türkiye-AİHM ilişkisini eleştirel ve normatif bir akademik çerçevede incelemektedir; bağlayıcı yargı kararı değildir. ↑

  39. Joseph Finnerty / Başak Çalı, “The Travaux Préparatoires and Progressive Treaty Interpretation: Article 18 of the European Convention on Human Rights”, European Journal of International Law, C. 36, S. 2, 2025, s. 475-499, doi:10.1093/ejil/chaf029. Yazarlar m. 18’in amacı için metin, hazırlık çalışmaları ve Mahkeme içtihadındaki farklı normatif modelleri karşılaştırmaktadır. ↑